Bebeğim doyuyor mu?
Doğum öncesinde bir yığın edindiğim bilgiye göre anne
sütünün hayati önemi vardı. İlk gelen sarı renkli kolostrum kesinlikle
içirilmeliydi. Bu bilgiler kafamda oradan oraya tepişiyorken, bebeğimi emziremiyor
olmam kendimi yetersiz hissetmeme, çaresizlikten başka şey düşünememe sebep
oluyordu.
Ertesi gün, Muğla Sıtkı Koçman Eğitim ve Araştırma Hastanesinden
çıkmadan önce, nöbet değişimi sonrası son kontrolleri yapmak için Dilek ebe
geldi. Gerginliğim yüzüme yansımış olacak ki, kadıncağız neyin var diye sordu. Ağlamaklı,
memeyi tutturamadım, emziremiyorum, mama ile besleniyor dedim. Kontrol ettikten
sonra emzirmene engel bir durum yok neden emziremiyormuşsun ki dedi. Aldı Ulaş’ı
annemin kucağından, tutturdu memeyi. Yavrumun bir emişi vardı ki gözümün
önünden gitmeyecek anlardan biri. Bir saat kadar emdi, uyuyakaldı. Gitmeden
Dilek ebeye teşekkür ettim. Ne hediye alırsam alayım bize yapığı iyiliğin
karşılığını veremeyeceğimi bilsem de bir dahaki gidişimizde ufak bir hediye götürdüm.
Dilek ebe anneler gününde de aklıma geldi. Ne kadar kıymetli bir yardımda
bulunduğunun farkında bile değil. Her aklıma geldiğinde minnetle anacağım
kendisini.
Eve döndüğümüzde günlerden Cuma idi. Pandemi sebebiyle hafta
sonu yasakları vardı. Evde ilk emzirmede sanki başarmış gibiydim. Ulaş beslendikten
sonra uyuyakalmıştı. Akşama doğru Ulaş ağlamaya başladı. Zaten yetersizlik
hissi emzirme özgüvenimi yeterince düşürüyor, Ulaş’ın üzerine bir de ağlamasından
sonra elim ayağıma dolandı. Gerginlikten azıcık yerine gelmiş annelik güvenim
geri kaçtı. Mamaya sarıldık. Süt sağma makinesi alıp, kolostrum denen sütü
kaşıkla da olsa verdik. Şu hafta sonu geçse de evimizin yanındaki sağlık
ocağına varıp bir ebeden yardım istesem diye bekliyorum çaresizce. Bu sırada
emzirememeye, çaresiz hissetmeye devam ediyorum. Ulaş’ın gözleri bana, ne biçim
annesin tek ihtiyacım doymak onu bile beceremiyorsun diyor. Ulaş’ın gözlerine
baktıkça gözlerim sulanmaya devam ediyor.
Çaresizlikle geçen günlerden sonra nihayet hafta döndü. Pazartesi
saat sekiz buçukta sağlık ocağı kapısındayım. Doktorlar henüz gelmemiş, ben
zaten ebe arayışındayım. Neyse ki ebe gelmiş. Bana bebeğimi emzirmeyi öğretecek
biri lazım dedim. Hiç emmedi mi? Sadece mama mı yiyor? Ama böyle olmaz. Anne sütü
çok sağlıklı… Anne sütünün faydalarını anlatmaya devam ederken, sözünü kestim. Ağlamamak
için kendimi zor tutuyorum. Tavsiyeye ihtiyacım yok. Bebeğimi emzirmeyi
öğrenmek istiyorum dedim. Sanırım çaresizlik gün yüzüne çıktı ve derdim
anlaşıldı. Sonra epey destek oldular sağ olsunlar. Ertesi gün tekrar gittim. Oluyor
mu, besleyebiliyor muyum? Kontrol etsinler diye. İki haftalık süre içinde
nihayet daha iyiydik artık.
Birkaç zaman sonra, Ulaş’ın çok gergin olduğu bir gün,
gerginlikten beslenmek bile istemediğinden, sütü sağıp verecektim. Fakat o
ağladıkça ben gerildim diye mi nedir? Üzerinden iki saatten fazla zaman
geçmesine rağmen süt gelmiyordu. Haydi! Nerde benim formül mamam? Hadi Önder
koş getir, çocuğum aç diye başa döndüm üçüncü ay civarında. Doktorunu aradım. Sık
sık emzir dedi. Daha önce sadece uyandığında besleniyordu, uyarıdan sonra uyumadan
önce de beslemeye başladım. Kontrolde Ulaş tartıda bir kilo almış görününce artık
öyle böyle Ulaş’ın doyduğuna dördüncü aylar civarında emin olmaya başladım. Hala
arada bir o daha talepkar olduğunda acaba… diyorum içimden.
Bir çocuk hekiminin paylaştığı ve yaşadığı tecrübede, evlat
edinen bir annenin emzirme sondası sistemi ile birkaç hafta sonra göğüslerinden
süt geldiği, çocuğunu kendi doğurmamasına rağmen kendisinin besleyebildiğini
öğrenmiştim. Bu çocuğunu doyuramadığını düşünen benim gibi anneler için müthiş
bir bilgi. Kediler, köpekler ne bileyim inekler sütüm geliyor mu diye
endişelenmeden sadece memelerini sunuyorlar bebelerine. İnsan neden bu kadar
sorguluyor? Neden kendinde doğuştan var olana dahi güvenmiyor? Neden kendimizi
bir miktar akışa bırakamıyoruz? Tüm bu soruların cevabını bilmiyorum ancak bu
süreçten, kendime kızmanın, kendimi eleştirmenin ne bana ne yavruma bir faydası
olmadığını öğrenerek çıktım. Böyle endişelenen birine ilaç gibi gelen tek şey
ise ‘saçmalama, senin sütün var, çocuğun doyuyor, doymasa altını ıslatmaz’ gibi
destek cümleleri kuran anlayışlı biri ya da birilerinin varlığı. Benim yanımda
eşimin annesi vardı ve neyse ki bu konuda desteğini hiç esirgemeden aynen
yukarıda bahsettiğim cümleleri kurdu.
Bebeğinizin doymadığını mı düşünüyorsunuz, göğüslerinizde
süt yokmuş gibi mi geliyor? Üzülmeyin. Bunalmayın. Saat başı besleyin, ne bileyim
yarım saatte bir besleyin. Bir çocuk hekimi arkadaşıma yine sorunumu açınca, ‘Ne
masaj ne doğru beslenme, bol bol emzireceksin, bir de sonuçta süt sıvı
olduğundan bol bol su içeceksin, unutma Afrikalı anneler bile o susuzluğun
içinde bebeklerini besleyebiliyorlar ‘demişti.
Şu satırları okuyan bir anne varsa ve biraz olsun benim tecrübelerimden
ders alabiliyorsa, ne bileyim biraz olsun içi ferahlamışsa kendimi aşırı mutlu
hissederim. Nasıl zor bir deneyim olduğunu yaşayarak öğrendim. Umarım doğum
öncesi araştırmaya fırsatınız olmuştur. Umarım çelik gibi ruh haliniz vardır da
bu süreci benim yaşadıklarıma benzer tecrübeler ile atlatmak zorunda kalmaz,
bebeğinizle huzurla geçirirsiniz. Unutmayalım, bebeğimizi doyuracak, ona huzur
verecek, ona iyi hissettirecek her şey zaten bizim bedenimizde, varlığımızın ta
kendisinde zaten mevcut.


Yorumlar
Yorum Gönder