Anne Baba ve Çocuk Arasında Kitap Özeti/Dr.Haim G. Ginott-Dr. Alice Ginott-W.Wallace Goddard
Kitabın özetini hem kendim iyice özümsemek için hem de yoğun
çalışması sebebiyle uzun okumalar yapmayan eşim için çıkarma kararı aldım. Bu kitabın
benim için etkileyici olmasının birinci sebebi çocuk ebeveyn diyaloglarından
oluşan örneklerin çokluğu ve her ebeveyn ve çocuk arasında geçebilecek türden
(örneğin; çocuklar nasıl dünyaya gelir?) kolayca açıklanamayan konulara tatmin
edici cevaplar vermesidir. Birçok sayfasında parantez içine aldığım cümleleri
olan bu kitabı tüm ebeveynlere, okumalarını ve daha sonra kendi akıl
süzgeçlerinden geçirerek düşünmelerini tavsiye ediyorum.
Kitapta bazı yerler var ki benim anlayışıma ve ebeveynlik
tarzıma uymuyor fakat bir kitap özetinden bahsettiğim için hoşuma gitmeyen
kısımlardan da bazı alıntılar paylaşmayı uygun gördüm. Genelde bana uymama
sebeplerini de açıklamaya çalıştım. Mesela kitabın bir yerinde çocukların ıslak
çimento gibi olduklarından ve sözcüklerimizin onlar üzerindeki etkilerinden ve
dolayısıyla aslında yetişkin tecrübemizle onları sözlerle manipüle edip
şekillendirebileceğimizden bahsediyor. Çocuklarımızı sırf daha tecrübeli
olduğumuz için manipüle edebileceğimiz fikrini sevmedim, bu açıklamayı
görmezden gelmek de istemedim. Çocuklarımızı geleceğin yetişkinleri, geleceğin
sahibi olarak görmeyi tercih ediyorum. Onların şekil verilecek birer nesne ya
da sürekli bilgi yüklenerek terbiye edilecek varlıklar olduğunu düşünmek bana
iyi gelmiyor.
Fakat bu kitaptan çok fazla şey öğrendiğimi söylemeden
geçemem. En önemlisi ‘çocuğumu seviyorum ya bu yeter’ anlayışının çok da
geçerli olmadığını, kelimelerimizin çocuklarımız üzerindeki etkilerinin
küçümsenmeyecek kadar önemli olduğunu, ebeveynliğin öğrenilmesi gerektiğini…
Sadece okumadım, düşündüm. Ben çocukken nasıl hissettim diye kendime sordum.
Düşündükçe Ulaş ile empatiyi öğrendim. Onunla ilgili şeylerin kestirip
atılamayacak kadar önemli olduğunu sezdim. Benim gibi öfkenin kötü bir his
olduğunu düşünmesin, öfkesini kimseyi kırıp dökmeden ifade edebilmeyi öğrensin.
Bende yara yapan, ilerlememe engel olan özelliklerim onun kaderi olmasın, şu
kader zincirini bir kıralım dedim kendime. Ailem mükemmel değil, hiçbirimizin
ailesi ya da bizler de mükemmel değiliz. Her birimizin yaraları var.
Birbirimizi anlamaya zaman ayırırsak yaralarımızın acısı hafifleyecektir.
1.Bölüm: İletişimin Şifresi
Çocuklar konuşurken kendilerini doğrudan ifade etmezler.
Ebeveynlerin çocukların sözleri arkasındaki şifreyi çözmeleri için ebeveynliğin
öğrenilen bir şey olduğunu bilmeleri gerek. Ülkesinde kaç çocuğun terk
edildiğini merak eden, yeni cevaplarla tatmin olmayan ve ısrarla sorgulayan
çocuk aslında terk edilme korkusu yaşıyor olabilir. Türkiye’de, Kenya’da,
Arabistan’da vs. vs kaç çocuk terk edilmiş diye sorgulayan çocuğun sorularından
sıkılıp onu terslemek, senin üzerine vazife mi! gibi kırıcı cümleler kurmak
yerine direkt verilmeyen bu mesaj anlayıp terk edilmeyeceği güvencesini
kendisine aktarmak gereklidir.
Kitapta anlatılan bir örneğe göre, bir çocuk annesi ile
kreşin ilk gününde öğretmen ile birlikte binayı gezmektedir. Çocuk, duvardaki
resimlerin çok çirkin olduğunu söyleyince, öğretmeni, ‘burada hep güzel
resimler yapmak zorunda değilsin, çirkin resimler yapsan da kimse seni
eleştirmez.’ demiştir. Bu oyuncağı kim kırdı diye sorunca, ‘bundan sana ne
kimin kırdığının ne önemi var’ diyen annesinin aksine, öğretmeni; ‘oyuncaklar
oynamak içindir, bazen kırılabilirler.’ demiştir. Günün sonunda çocuk,
öğretmeninin sözcüklerin arkasındaki anlatılanı fark edebildiğinden, güven
duymuş ve annesinden ayrılarak kreşte kalmayı kabul etmiştir.
Bu bölümde en çok aklımda kalan ve aklıma en çok yatan
cümle; ‘ebeveynlerin çocuklarına, komşularına nasıl davranıyorsa öyle
davranmaları gerekir’ cümlesi. Bu cümle üzerine epey düşündüm. Çocuğun elbette
özellikle hayatının ilk birkaç yılı ebeveyninin desteğine ihtiyacı var. Ancak
çocuğun ilerideki yetişkin olacağı akıldan hiç çıkarılmamalı, iletişim kurarken
birey olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Bu bilinçle yetiştirilmediğimizden,
ağzımızdan otomatik olarak dökülen ebeveyn cümlelerini sarf etmemenin çok kolay
olmadığını bizzat yaşayarak öğreniyorum. Bir yandan ihtiyaçlarını
karşıladığınız, özellikle yaşamının ilk zamanlarından sağlık dahil, kişiye özel
konularda bile onun hakkında alınması gereken tüm kararları aldığınız
bebeğinizin bir birey olduğunu kendimize sürekli hatırlatmamız gerekebilir. Ben
de öyle yapıyorum. Uyumak için yatağa girdiğimizde bazen yarım saate yakın süre
uyumak istemiyor ya da elindeki besinini çok küçük yutamaz, boğulur diyen iç
sesimi bastırmaya çalışıp müdahaleci olmamaya çalışıyorum. Yani bence evet sen
ne zaman, nasıl, ne kadar uyuyacağını ya da besleneceğini bilirsin mesajını
şimdiden vererek, ileride bağımsız biri olma yolundayken kendi kararlarını daha
rahat alması için zemin hazırladığıma inanıyorum. Bu mesajları vermek için
bebeğin konuşmasını ya da yürümesini beklemeye hiç gerek olmadığını da
biliyorum. Kitapta yer alan örnekte olduğu gibi şemsiyesini unutan komşumuza,
senin aklın nerede? yakında kendini de unutursun! ya da neden kardeşin gibi
olamıyorsun demeyiz. Komşumuza, ‘şemsiyen burada kalmış’ deriz. Bu cümlede
hakaret, ima yok. Cümle sadece bir durum belirtiyor ve kimsenin incinmesine
gerek kalmıyor.
Kitabın genelinde de sık sık geçen ve aklımdan çıkaramadığım diğer cümleyse ‘ebeveynler çocuklarıyla iletişimde duyguları koruyan, davranışı eleştiren dil kullanmalıdır’ oldu. Bu cümlenin daha iyi anlaşılması için kitap içerisinde bol bol örnek verilmiş. Bu sayede duyguların kabulü, çocuğu rahatlatacak ve ebeveyni ile arasındaki iletişimin ve sevginin daha güçlü olmasını sağlayacak, duygularını tanımasını öğretecektir. Üstelik duyguların kabulü yetişkinlerde de oldukça etkili değişimlere sebep olmaktadır. Kitaptaki örnekte, işi başından aşkın bir memura ‘zor bir gün, herkes ilgi bekliyor. Akşama kadar dayanmayı nasıl başarıyorsunuz?’ dendiğinde, asık suratlı halinin ortadan kalktığı ve daha yardımsever birine dönüştüğünden bahsedilmekte.
‘Çocuklar güçlü duygular içindeyken, kimseyi dinlemezler,
öğüt, teselli ya da yapıcı eleştiri kabul etmezler. İçlerinden geçenleri o anda
ne hissettiklerini anlamamızı isterler.’ İşin aslı kendimi düşündüğümde ya da
samimi olduklarımla yaptığım sohbetlerde yetişkin olanların da ihtiyaçlarının
aynı olduğunu görüyorum.
‘Bir aynadan vaaz değil, bir görüntü isteriz.’ Son
zamanlarda konuyla ilgili ebeveynlerin benim gibi sık sık ‘aynalama’ kelimesini
duyduğuna eminim. Nedir bu aynalama işi? Benim şimdiye kadar edindiğim bilgilerden
çıkardığım kadarıyla aynalama; duyguların eleştirilmeden kabulü ve çocuğun
hissetmiş olabileceği duyguların kendisine söylenmesi. Okuldan canı sıkılmış
gelen çocuğa; bugün canın sıkılmış görünüyor, zor bir gün geçirmiş gibisin, bir
şeyler ters gitmişe benziyor gibi cümleler, çocuğun duygusunu tanımasına
yardımcı olduğu gibi zor günlerin olabileceğinin kabulüne ve ebeveyninin
kendisini anladığını anlamasına yardımcı oluyor. Bir çocuk matematiğim iyi
değil dediğinde, evet rakamlarla aran hiç iyi değil demek daha çok çalışırsan
başarılı olursun gibi öğütler vermek işe yaramaz. Matematik zor bir ders,
matematik yüzünden insan kendini aptal gibi hissediyor ya da keşke matematik
gibi bir ders hiç olmasaydı tarzında duyguların anlaşıldığını ifade eden cümleler
çocuğun özsaygısını yaralamaz, özgüvenini zedelemez.
İşten yorgun gelen eşime bugün ne asık suratlısın, biraz
gül, ben de zor bir gün geçirdim dersem, somurtma oranının artacağına bütün
akşam kötü bir güne devam edileceğine eminim. Çocuklarla konuşurken de
kelimelerimizi tartmalı ve aynı özeni göstermeliyiz. Kitapta da dediği gibi
‘güçlü duygular içindeyken hiçbir şey bizi dinleyen ve anlayan biri kadar
yardımcı olamaz.’
Başlığını çok sevdiğim kısma geldik. ‘Balıklar yüzer, kuşlar
uçar, inşanlar hisseder.’ Çelişkili duyguların anlatıldığı bu kısım benim
dikkatimi en çok çeken kısımlardan. Çünkü çelişkili duygular hissettiğimde
yakın zamana kadar kafamda bir ses bana kızmaya başlar onu dinleyince de canım
sıkılırdı.
‘İnsani gerçeklikle ilgili sofistike bir bakış açısı,
sevginin olduğu yerde biraz da nefretin, hayranlığın olduğu yerde biraz da
kıskançlığın, bağlılığın olduğu yerde biraz da düşmanlığın, başarının olduğu
yerde biraz da endişenin bulunabileceği ihtimalini göz önüne alır. Olumlu/olumsuz,
çelişkili bütün duyguların meşru olduğunun farkına varmak, büyük bir bilgelik
gerektirir.’ Çoğumuz ise tam tersi bir algıyla yetiştirildik. Çoğumuza, olumsuz
duyguların kötü ve onları hissetmenin utanç verici olduğu söylendi. Bu yüzden
mutsuzken muyluymuş gibi davrandık. Doğrusu rol yapmak değildir. Çocukla
iletişimde hakikat önerilir. Çocuk duygularının ne olduğunu bilirse daha az
zihinsel karışıklık yaşayacaktır. Kitapta çocukların genelde öğretmenleri ve
ebeveynlerine hem çok kızdıkları hem de onları çok sevdiklerinden, bu her iki
duygunun da kabul edilmesi gerektiğinden hatta çocuk tarafından kurulan öldürme
fantezilerinin bile dinlenip anlamaya çalışılması gerektiğinden bahsediliyor.
Bunun yerine saçmalama, sen iyi çocuksun, iyi çocuklar öldürmekten bahsetmez
demek ya da tokatla geçiştirmek faydalı değildir. Nenesinden nefret ettiğini
söyleyen bir çocuğa, söylediği bizim için ne kadar kabul edilmez de olsa ona
vurmayı seçmek yerine nedenini araştırmalıyız. Ninene çok kızmış görünüyorsun
diye devam eder kitaptaki diyalog. Çocukta, evet çünkü kardeşime hediye
getirmiş ama bana getirmemiş der. Çocuk ninesinin yanında ondan nefret ettiğini
söyleyince mahcup olup aniden kızgınlaşırız belki ama nedenini sorunca da ne
kadar basit bir sebepten olduğu ortaya çıkmış olur. Çocuk tüm duyguları
tanımadığından, eksik tecrübesi sebebiyle yargılandığında ya da dövüldüğünde
kafası karışır. Çünkü ona göre her şey normaldir. Çocuğumuzun tecrübesinin az
olduğu her olaya bizim gibi bakamayacağını ve bizim desteğimize ihtiyacı
olduğunu akıldan çıkarmamalıyız. Bugün öğretmenini sevdiğini, ertesi gün ondan
nefret ettiğini söyleyen çocuğa, senin neyin var, seviyor musun sevmiyor musun?
Daha duygularından haberin yok gibi olumsuz cümleler sarf edilmemeli, boş ve
uzun nasihatler yerine empati ile duygular anlaşılıp kabul edilmeli.
Kitaptaki örnekte büyük kardeşin eve yeni gelen bebeği
kıskandığı için ona zarar vermek istediğini fark eden bir anne, çocuğunu
dinledikten sonra bebeğe zarar veremezsin ancak onun resmini kâğıda çizip, kâğıdı
parçalara ayırabilirsin demiştir. Bebek zarar görmedi, büyük kardeşin duyguları
görmezden gelinmedi, bazı duygular kötüdür mesajı yerine, her türlü duyguyu
hissedebiliriz biz davranışımızdan mesulüz mesajı verildi. Eskiden olduğu gibi
bazı duyguların kötü olduğu görüşü değil, yeni yaklaşımda yalnızca
davranışların yargılanabileceği, duyguların yargılanamaz ya da övülemez
olduğundan bahsedilmektedir. Çocukların duygularının yargılanması ya da hayal
gücünün küçümsenmesi akıl sağlığına zarar vermektedir.
2.Bölüm: Kelimelerin Gücü
‘Zeki oldukları için övülen çocukların üstün konumlarını
tehlikeye atmamak için sorumluluk almaya daha az yatkın olmaları alışıldık bir
durumdur. Tam tersine çocuklar çabaları için övüldüğünde zor görevlerin
üstesinden gelmeye daha azimli olurlar.’
İlkokulda öğretmenimiz elma ağacı çizip, her birimizin
fotoğrafını bir elmanın yanına yapıştırmıştı. Belirlediği bir kitaptan belli
bir süre içinde daha çok kelime okuyanın elması o gün kızartılıyordu. Okuma
sırasının bende olduğu bir gün, öğretmen bir iş sebebiyle dışarıya çıktı, bende
onun masasında kitabı okuyorum. Öğretmen çıkınca, sınıfta bir kargaşa oldu
tabi, ben de fırsat bilip sayfayı çevirip, çevirdiğim yerden devam ettim
okumaya. Öğretmenler böyle şeyleri anlar aslında ama kim bilir dışarıda ne ile
uğraştı, zamanı ölçüp biçemedi belki. Velhasıl benim elmam o gün baya kızardı,
uzun zamanda kıpkırmızı kaldı. Öğretmenimizin bu performans etkinliği beni
hileye itmişti. Annem lisede bile arkadaşlarına en kırmızı elmanın bende olduğunu
anlatırdı. Yine ilk okulda bir kurumdan gelen eğitmenler, bizi, sorulardan
oluşan bir teste tabi tutup, sayısal ya da sözel zekaya sahip olup olmadığımızı
ölçmek için gelmişlerdi. Bu şekilde ölçüm mümkün mü? Sonuçlar ne kadar sağlıklı
vs. hala bilmiyorum. O testin sonucunda benim yüzde doksan beş sayısal zekalı
olduğum çıkmış. Öğretmen bizimkileri çağırıp özel ilgiye ihtiyacım olduğunu
söylemiş, ya da bizimkiler bir cümle kalabalık arasında cımbızla almak
istediklerini almış. Bu durum evde biraz konuşuldu. O zamanlar akıl edemesem de
ablam gibi müthiş çalışkan bir örnek önümde olmasına rağmen, bilinçli olarak
neden çalışmadığımı, ailemin benim için düşündüklerini boşa çıkarmaktan
korktuğum için sorumluluklardan kaçıp, ‘çalışmasa bile epey başarılı olabiliyor’
sözünün devamlılığını tercih etmişim. Şimdiki konumumdan pişman değilim,
açıkçası ailemi suçlamıyorum da eminim ellerindeki imkanlar dahilinde bizim
için en iyisini yapmaya çalışmışlardır. Fakat ben yukarıdaki alıntıda bahsi
geçenlerin tamamını bizzat yaşadım. Ne var biliyor musunuz? Yetişkinlerin de
çok akıllısın, güzelsin, ya da zekisin gibi övgülerle çok ilgilenmediğini,
ciddiye almadığını ve geçiştirdiklerini fark ettim. Biz yetişkinleri de mutlu
eden çabamızın takdir edilmesi. Eşim mutfağı temizlediğinde ona aferin
demiyorum. ‘Mutfak mis gibi kokuyor. Teşekkür ederim diyorum.’ Kitap boyu bir
çocuk için uygun cümleler bahsedildiğinde her seferinde aslında biz
yetişkinlerde öyleyiz deyip durdum kendi kendime. Ve kitabın birçok kısmını
aslında çocuklar için verilen örnekleri kafamda yetişkinler için uyarlayarak daha
iyi anlamlandırdım.
‘En önemli kural, övgünün çocuğun karakterine ya da
kişiliğine değil, çabaları ve başarılarıyla ilgili olmasıdır.’
Kitaptan alıntı örnek:
Faydalı övgü: Arabayı yıkadığın için teşekkür ederim, sanki
yeniymiş gibi duruyor.
Çocuğun çıkaracağı olası sonuç: İyi bir iş yaptım, emeğim
takdir edildi.
İşe yaramaz övgü: Sen bir meleksin.
Öfke İle Başa Çıkmak- Öfke İle İlgili Tavsiye Edilenler
1.Çocuklarla ilgili olarak bazen öfkelenebileceğimiz
gerçeğini kabul etmeliyiz.
2.Suçluluk duymadan ya da utanmadan öfkelenme hakkına
sahibiz.
3.Ne hissettiğimizi ifade etmeye hakkımız var. Öfke içeren
duygularımızı çocuğun kişiliğine ya da karakterine saldırmamak şartıyla ifade
edebiliriz.
Kitapta bahsi geçen örneğe göre; ‘sen …….. , yaptığında camı
açıp avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum.’ Bu yaklaşım sayesinde çocuklara
öfke hissetmenin utanç verici olmadığını, her duyguyu hissedebileceğini, ancak
öfkeyi kazasız belasız nasıl ifade edebileceğini göstermiş oluyoruz.
3.Bölüm: Yanlış Bir Şey Yapmanın Doğru Bir Yöntemi Yoktur
Tehditler, rüşvet, vaatler, iğnelemelerin, ebeveyn çocuk
iletişiminde yeri yoktur. O an işe yarar gibi görünse de uzun vadede bu
yöntemler işe yaramazdır. Kardeşine oyuncak tüfekle ateş eden çocuğa, bir daha
kardeşine ateş edersen ne olacağını görürsün, diyerek tehdit etmek yerine,
bebeğe değil hedefe ateş et diye ilk müdahale yapılmalı, davranış devam ediyorsa,
insanlara ateş edilmez diye uyarılmalı, ısrarla yapmaması gereken davranışı
sürdürüyorsa oyuncak tabanca elinden alınmalıdır.
Eğer sınavı geçersen işte o zaman sana bisiklet alırız. Eğer,
….., o zaman, rüşvet cümleleri bazen çocuğun ödül almak için kasten yaramazlık
yapması için teşvik edici dahi olabilir. ‘Ödüller önceden haber
verilmediğinde, sürpriz olduğunda, onaylama ve takdiri temsil ettiğinde daha
faydalı ve daha eğlencelidir.’
Çok yakınımda sürekli vaatlerde bulunan ancak vaatlerini pek
sık gerçekleştirmeyen bir tanışım var. Vaatlerini ne sebeple yerine
getiremediğinden bağımsız olarak sürekli yerine getirilmeyen sözler bende
yakınımı güvenilmez olarak etiketlememe neden olmuştur. Sevsem de bir türlü
güvenemem. Halbuki açıklayamadığı bir sebepten ötürü sık sık vaatlerini
gerçekleştiremiyor dahi olabilir. Kitapta da belirtildiği gibi yarın lunaparka
gitmek için söz verebilirsiniz ancak havanın iyi olabileceğini garanti edemeyiz.
O sebeple en iyisi hiç vaatte bulunmamaktır. ‘Ebeveynler söyledikleri
şeylerin gerçekliğinin altını çizmek için bir şeylere söz vermek zorunda
kaldıklarında aslında herhangi bir vaat ve söz içermeyen ifadelerinin de
güvenilir olmadığını itiraf etmiş olurlar.’
Öğrenmeye Ses Engeli!
İğneleme: çocuğa, sağır mısın? Kabasın! Gibi ifadeler kullanmak
yaralayıcıdır. Sık sık eleştirilen çocukların, bilinçleri zedelenir. Çocuğun
yaşıtları ve kendi gözündeki konumu sarsılmamalıdır. Bunu yerinde kısa ve öz ifadeler
hatta bazen sessizlikle kendi sorununu çözmesi için rehber görevi görmeliyiz.
Kitaptan bir örnek: ağabeyinin kendisini ve arkadaşlarını
rahat bırakmadığından yakınan bir çocuğun annesi ağabeye, ‘seçim senin, alışık
olduğun azarı işitebilirsin ya da hakkındaki şikâyeti dikkate alırsın’ diyerek
ortamın yumuşamasına ve istenen usluluğa kavuşur.
Bazen de tamamen sessiz kalmak çocuğun kendi sorununa yanıt
aramasına ve cevap bulmasına fırsat verir. Dün gece partide olan çocuk ertesi
gün bacağı ağrıdığı için okula gidemeyeceğini söylediğinde sessiz kalan
annesinden sonra, partiye gidebiliyorsa okula gidebileceği sonucuna kendi
kendine varmıştır.
‘Genellikle 1 kilo neşe 1 ton söze eşdeğerdir.’
Annesine ‘bir seferde doğru bir şey yap …. ‘diyen çocuğa
annesi ‘seni doğurarak doğru şeyi yaptım ya’ diyerek cevap vermiş, ortamın
gerilmesine neden olmadan mevcut işlere çocuğun da katılmasını sağlamıştır.
Ebeveynlikte egodan da sıyrılmak gerek gibi duruyor. Sen annene ya da babana
nasıl bağırırsın diyerek çıkışmanın kimseye bir faydası yoktur.
Bölüm 4: Sorumluluk- İtaat Beklemek Yerine Değerleri
Aktarmak
‘Sorumluluğu ya da sorumsuzluğu daha çok belirli durumlarda
görürüz: çocuğumuzun dağınık odasında, geç haber verilen veli toplantısında,
gelişigüzel yapılan ödevinde, isteksiz piyano çalışmasında, asık suratlı itaatsizliğinde
ya da kötü davranışlarında. Çocuklar kibar olabilseler de kendilerini ve
odalarını temiz tutabilseler de vazifesini tam olarak yerine getirebilseler de
hala sorumsuz kararlar alabilirler. Bu, özellikle, ne yapacağı sürekli söylenen
ve dolayısıyla, seçim yapma ve ahlaki standartlarını geliştirme fırsatı çok az
olan çocuklar için geçerlidir. Diğer yandan, karar vermelerine fırsat tanınan
çocuklar, psikolojik bakımdan kendine güvenen, kendini tamamlayacak bir eş ve
iş seçebilecek şekilde büyüyüp gelişirler.’
‘Değerler doğrudan öğretilemez. Değerler yalnızca,
özdeşleşmeyle, sevilen ve saygı duyulan kişilerin model alınmasıyla benimsenir
ve çocuğun bir parçası haline gelir.’
‘Çocukların ne yaşıyorlarsa onu öğrendikleri gerçeğinden
hiçbir kaçış yolu yoktur. Eğer çocuklar eleştiriyle yaşıyorlarsa, sorumluluğu
öğrenemezler. Kendilerini kınamayı ve başkalarının kusurlarını bulmayı öğrenirler.
Kendi yargılarından kuşkulanmayı, kendi yeteneklerini küçük görmeyi ve
başkalarının niyetlerinden şüphe etmeyi öğrenirler. Dahası, her zaman yaklaşan
bir felaketin asla bitmeyen beklentisi ile yaşamayı öğrenirler.’
‘Çocuklara onlarda bir sorun olduğunu hissettirmenin en
kolay yolu onları eleştirmektir.’
İfade Etme Ve Seçme Hakkı
Bu başlık altında belirtilenler her aile için farklılık
gösteriyor bana kalırsa. Bazı cümlelerde, bu yapılmalı ya da yapılamamalı gibi
kesin ifadeler görüyorum ki bu tarz kitaplar ne kadar ‘bu kitap bir reçete
değildir, bilgileri kendiniz için uyarlayınız’ dese de kısmen kesin dil
kullanılır. Her bir ailenin ve her bir aile ferdinin kendi dinamikleri var bana
kalırsa ve neyin yapılıp yapılmayacağı, nelerin serbest kalacağı, o ailedeki
bireylerin karakterine göre oldukça farklılık gösterecektir. Bu itirazım dile
yönelikti.
‘Tamamen çocuğun sorumluluk alanında olan konular vardır. Bu
tür konularda çocuğun bir seçme hakkı olmalıdır. Bununla birlikte, yalnızca
bizim sorumluluk alanımızda kalan ancak çocuğun mutluluğunu etkileyecek konular
vardır. Bu tür konularda çocuğu seçme değil, fikrini ifade etme hakkı
olabilir.’
Yiyecek: küçük bir çocuğa kahvaltıda ne istiyorsun diye
sorulmaz. Yumurtanı haşlanmış mı omlet olarak mı istersin? Kızarmış ekmek mi
yoksa tost mu istersin, portakal suyu mu süt mü istersin diye sorulur. Yemek
yeme çocuğun sorumluluk alanındadır. Çocuklardaki yeme problemleri genellikle
onların damak tadıyla çok fazla ilgilenen, en faydalı yiyeceklerin sebzeler
olduğunu söyleyen, sebze yemek için çocuklarını zorlayan ebeveynler tarafından
yaratılır.
Giysiler: ‘Mağazadan birkaç örnek seçeriz, seçtiklerimizin
hepsinin fiyatı bizim için kabul edilebilir olmalıdır. Çocuk, bunların
arasından giymek istediğini seçer. Böylece altı yaşındaki bir çocuk bile
kıyafetlerini ebeveyninin ayırmış oldukları arasından seçebilir.’
Harçlık: ‘Harçlık iyi davranışa karşılık bir ödül ya da
gündelik işlerin bir bedeli olarak kullanılmamalıdır. Harçlık, farklı bir amacı
olan eğitici bir araçtır. Seçimler yaparak ve sorumluluklar yüklenerek parayı
kullanma tecrübesi kazanmak. Bu nedenle, harçlığın denetimi, onun amacını
ortadan kaldıracaktır.’
Bazı çocuklar bütçelerini iyi idare edemezler, ya da kötüye
kullanırlar. Çocukla bu konuda konuşulmalı, gereksiz harcamalar
tekrarlandığında harçlığın bölünerek çocuğa haftada iki ya da üç kez verilmesi sağlanabilir.
Harçlık öfke anlarında esirgenmemeli ya da mutluluk anlarında keyfi olarak
arttırılmamalıdır. Bugün çok uslu durdun diye harçlık miktarını artırmak çocuğu
rahatsız eder ve ben bir şey karşılığında iyi olmuyorum diye düşünmesine sebep
olur.
Evcil hayvanların bakımı: Bir çocuk evcil hayvana bakacağına
söz verebilir ancak bu yapabileceğine dair bir delil değildir. Çocuk evcil
hayvanın sorumluluğunun ebeveynde olduğunu varsayar. Daha sonra gereksiz
tartışmaları önlemek için ebeveynlerin evcil hayvanların sorumluluğunun
kendilerine ait olduğunu bilmeleri en iyisidir.
Müzik Dersleri: ‘Bir müzik enstrümanını çalma yeteneğini
kazanmak için, çocuk hatalarından dolayı eleştirilmeden, çabasının takdir
edilmesine ihtiyaç duyar. Hatalar, düzeltmek içindir, çocuğun yeteneğine
saldırma nedeni değildir.’ Enstrüman öğrenirken bak ne kadar kolay sen de
yapabilirsin demek çocuğun basit bir şeyi bile yapamıyorum, yeteneksizim,
ailemin benden beklentilerini boşa çıkaracağım gibi sonuçlar çıkarmasına neden
olur. En iyisi keman çalan bir çocuğa, keman çalmak çok zor bir iştir, ona
rağmen sen çok iyi bir iş çıkarıyorsun demek faydalı olandır. ‘Bir çocuk
tavsiye, övgü ya da basmakalıp ani çözümlerden çok, zorlukların samimi bir
şekilde anlaşılmasından cesaret alır.’
Ebeveyn ve öğretmen görüşmeleri: En iyisi öğretmenin
söylediklerini bir kâğıda not etmek ve bunu çocuğa göstermektir. Notlar, geçmiş
hatalardan ziyade, gelişmeye odaklanmayı, suçlamalardan kaçınmayı, yönlendirme
ve umudu sağlar.
Bölüm 5: Disiplin- Ceza Yerine Etkili Alternatifler Bulmak
‘Bayan Williams, bir okulda suçlu çocuklara ilk dersini
verecekti ve çok endişeliydi. Hızla masasına doğru yürürken, tökezledi ve
düştü. Sınıf kahkahalarla güldü. Ona güldükleri için öğrencileri cezalandırmak
yerine, Bayan Williams yavaşça kalktı, doğruldu ve ‘bu benim size vereceğim ilk
ders: bir kişi yere düşebilir ve tekrar ayağa kalkabilir’ dedi. Sessizlik.
Mesaj alınmıştı.’
‘Hiçbir çocuk, cezalandırıldıktan sonra, kendi kendine,
‘artık daha iyi davranacağım. Bana bu cezayı veren yetişkini memnun etmek için
daha sorumlu, daha yardımsever olacağım’ demez.’
‘Cezalandırma, kötü davranışı önlemez. Cezalandırma, suçluyu
kaçma hususunda daha becerikli hale getirir. Çocuklar cezalandırıldıklarında,
daha itaatkâr ya da sorumlu olmaya değil, daha dikkatli olmaya karar verirler.’
‘Çocukları disipline etmede bizim yaklaşımımız ile eski
nesillerin yaklaşımı arasındaki farklılık nedir? Bizim kararsızlıkla yaptığımız
şeyi, ebeveynlerimiz ve büyükanne, büyükbabalarımız otoriteyle yaparlardı.
Hatalıyken bile emin bir şekilde davranırlardı. Biz ise haklı ve doğru
olduğumuzda bile, şüpheyle hareket ediyoruz. Çocuklarla ilgili olarak
kararsızlığımız nereden kaynaklanır? Çocuk psikologları, mutsuz bir çocukluğun
bedeli çok ağır olan sonuçları hakkında bizi uyardılar ve biz, çocuklarımızın
hayatına zarar verebileceğimizden son derece endişeliyiz.
‘Davranışları sınırlarız; istekleri ya da duyguları ise
sınırlamayız.’ İçinde ne olduğunu merak ettiği için kedinin kuyruğunu kesmek
isteyen çocuğun bilimsel merakını ebeveyni kabul etse de ‘kuyruğun içinde ne
olduğunu merak ettiğini biliyorum, fakat o kuyruk yerinde durmalı. Haydi, belki
içinde ne olduğunu sana gösterecek bir resim bulabiliriz’ diyerek davranışı
kesin bir şekilde sınırlandırmıştır.
Koşma, doğru otur, iki ayağın varken neden tek ayağın
üzerine duruyorsun…. ‘Çocukların motor aktiviteleri, gereğinden fazla
sınırlanmamalıdır. Hem zihinsel hem de fiziksel sağlık için, çocukların koşması,
zıplaması, tırmanması, atlaması vs. gerekir. Mobilyalarınızı korumaya
çalışmanız anlaşılabilirdir, fakat bu çocukların sağlığına duyulan ilginin
yerine geçmemelidir. Küçük çocuklarda fiziksel aktivitenin engellenmesi, saldırganlıkla
ifade edilebilen duygusal gerilime neden olur.’
Çocuk ifade edilmiş bir sınırlamayı ihlal ettiğinde ne
yapılmalıdır? Kavgacı olmamalı, ebeveynler, gereksiz uzun konuşmalar yaparak
güçlü oldukları izlenimini vermeleri gereken zamanda zayıf oldukları izlenimini
yaratmamalıdır. Parktan ayrılmak istemeyen çocukla zıtlaşmak yerine, ‘seni
anlıyorum mümkün olsa günlerce burada kalmak isterdin’ demek hala etki
etmiyorsa elinden tutup parktan almak daha faydalıdır. ‘Küçük çocuklara
karşı eylem, genellikle kelimelerden daha yüksek sesle konuşur.’
Çocukların ebeveynlerine vurmalarına asla izin
verilmemelidir. Bunun yanında çocuğa vurduktan sonra onun da kardeşine
vurmasını engellemeye çalışmak çocuk tarafından anlaşılır olmayacaktır. ‘Jill
büyük bir adamın küçük bir kıza vurmasına izin verilirken, küçük bir kızın
kendinden daha büyük birisine vurmasının neden yasak olduğunu anlayamamıştı. Bu
olay, Jill’e yalnızca kendinden daha küçük birine vurabileceği ve bu durumun
yanına kar kalacağı izlenimini vermiştir.’
Bölüm 6: Olumlu Ebeveynlik- Çocuğun Hayatında Bir Gün
İyi bir başlangıç yapmak: ‘Ebeveynler, okul çağındaki
çocuklarını her sabah kaldıran kişi olmamalıdır.’ Çalar saat anne ya da baba
olmak yerine çocuğa bir çalar saat hediye etmek sorumluluk kazandırmanın ve işi
sessiz sedasız her sabah yaşanmak zorunda olmayan sinir harplerine gerek
kalmadan halledilmesini sağlar. ‘Sabahları erken kalkmayan bir çocuğa, tembel,
aksi denmemelidir. Sabahları canlı ve neşeli olmakta zorlanan çocuklarla alay
edilmemelidir. Onlarla savaşmak yerine, en iyisi biraz daha uyumak ya da gündüz
rüyaları için on altın dakika vermek daha uygundur. Bu, çalar saat daha erken
çalmaya kurularak başarılabilir. İfadelerimiz, empati ve anlayışı içermelidir.
Örnek cevap: ‘uykuya devam edip rüyalara dalmak ne zevklidir.’ Çocukların
sağlıkları hakkında ki endişeyi ifade eden, niçin hala yataktasın? Hasta mısın?
gibi detaycı sorular çocuğa ilgiyi kabul etmesi için hasta olmanın yolunu
gösterir.
Programların Zalimliği – Telaş Saati: ‘Çocuklar acele
ettirildiklerinde, daha çok zaman kaybederler.’ Acele et demek yerine; okul
servisi on dakikada burada olacak, arkadaşın on beş dakika içinde burada olacak
demek ya da uygun zaman varsa hemen hazırlanırsan, okul için evden çıkana kadar
çizgi film seyredebilirsin, diyebiliriz.
Kahvaltı-Vicdansız Yiyecekler: Kahvaltı saatlerinde hem
ebeveynler hem çocuklar yeni uyanmış olmanın haliyle asık suratlı olurlar.
Çocuklar daha şikayetçi ve tatminsiz olabilir. Çocuklara empatiyle
yaklaşılmalıdır. Kendi yumurtasını hazırlayan ve birini düşürüp kıran oğluna
babası sakarsın, daha dikkatli olsana gibi olumsuz ifadeler kullanmak yerine
‘çok acele kalktın, kendine bir güzel yumurta haşladın ama biri yere düştü’ demelidir.
Şikayetler-Hayal Kırıklığını Ele Almak: ‘Ebeveynlerin
çocuğun şikayetlerine, bu şikayetleri kabul ederek, karşılık vermeyi
öğrenmeleri gerekir.
Örnek:
Çocuk: Daima geç kalıyorsun.
Ebeveyn: Beni beklemekten hoşlanmıyorsun.
Olumsuz karşılık: sen hiç geç kalmıyor musun? Daima beni
beklettiğini hatırlamak istemiyorsun.
Giyinmek – Kıyafetler Savaşı: ‘Oğlumun ayakkabılarının
bağcıklarının bağlı olmadığını gördüğümde, onları bağlamak istiyorum. Bağlaması
için zorlamalı mıyım ya da öyle kalmasına izin vermeli miyiz bilmek istiyorum.
Onun mutlu olması için, ona sorumluluğu öğretmemeli miyiz?’ Soruna cevap olarak
kitapta; ‘en iyisi sorumluluğu öğrenme ile ayakkabıları bağlamayı
ilişkilendirmemektir. Çocuğa bir çift bağcıksız ayakkabı alarak ya da küçük bir
çocuğun bağcıklarını yorum yapmadan bağlayarak tartışmadan kaçınmak daha
faydalı olacaktır. Yaşıtları başka şekilde yapmadıkça, çocuğun er ya da geç
ayakkabılarının bağcıklarını bağlı tutmayı öğreneceğinden emin olabilirsiniz.’
Çocuklar pahalı kıyafetlerle, okula ya da oynamaya
gönderilmemelidir. ‘Çocuklar kıyafetlerini temiz tutmaya çalışmak zorunda
değildir.’
Okula Gitmek – Yardım Etmek Nutuk Çekmekten Daha İyidir: Okula
giderken çocuğun bir şeylerini evde unutması olasıdır. Onu eleştirmek ya da
azarlamak yerine, kalemin ya da kitabın burada demek daha uygundur. Ya da saat
ikide görüşürüz ifadesi okuldan sonra sokaklarda başıboş gezme ifadesinden daha
eğiticidir.
Okuldan Dönüş – Sıcak Bir Karşılama:
Okuldan dönen çocuğa okul nasıldı demek yerine, onu anlayan
empati içeren, ‘bahse girerim çıkış saatini beklemekte zorlandın, zor bir gün
geçirmiş gibi görünüyorsun’ gibi ifadeler dertlerinin anlaşıldığını
hissettirecektir. Çalışan ebeveynlerin olduğu evde, çocuk okuldan gelince
karşılanamıyorsa, ona bırakılan bir not ya da e posta yalnızlık hissini hafifletecektir.
Eve Dönüş- Günün Sonunda Yeniden Bir Araya Gelmek: ‘Çocukluk
yıllarının başından itibaren, çocukların, ebeveynleri işten eve döndüğünde,
kısa bir sessizlik ve rahatlık dönemine ihtiyaç duyduklarını öğrenmeleri
gerekir. ‘ ‘Kısa bir soru yok dönemi, aile hayatının niteliğinde epey olumlu
katkısı olan yatıştırıcı bir ortam yaratır.’ Diğer yandan akşam yemeği ise
sohbet zamanıdır.
Yatma Zamanı – Savaş ya da Barış: ‘Okul öncesi çocuklar,
annelerinin ya da babalarının onları sıkıştırmalarını isterler. Her bir çocukla
ayrı ayrı samimi bir sohbet için, yatma zamanından yararlanılabilir. O zaman
çocuklar, yatma zamanının gelmesini iple çekerler. Onlar, anneleri ya da
babalarıyla birlikte ‘’yalnız kalma zamanına’’ sahip olmaktan hoşlanırlar. Ebeveyn
dikkatli bir şekilde dinlerse, bu zaman diliminde çocuk korkularını, umutlarını
ve arzularını paylaşmayı öğrenir. Bu samimi ilişkiler, çocukların kaygılarını
azaltır ve huzurlu bir şekilde uyumalarını sağlar.’
‘Yataktan çıkıp salona, anne ve babasının yanına gelen
çocuğa, ‘’ bizimle daha uzun süre birlikte olmak istediğini biliyorum. Fakat
şimdi anne ve babanın birlikte olma zamanı ya da yanında daha fazla
kalabilseydim ne hoş olurdu, fakat şimdi uyumak için hazırlanma zamanı.’ denmelidir.
Çocuk salona geldikten sonra ben onu odasına yalnız gönderemem aslında. Bu
cümleye çok katılmıyorum. Böyle bir durumda sanırım ben daha fazla iletişime
ihtiyacı olduğunu düşünüp onunla tekrar odaya dönerim. Uyuyana kadar da yanında
kalmayı seçerim. O vakit içerisinde de yatakta yapılabilecek uykusunu
kaçırmayacak her türlü etkinliği kabul ederim.
Ebeveynin Ayrıcalığı – Eğlence İzin Gerektirmez: Bu başlıkta
da ebeveynlerin baş başa vakit geçirme hakkının olduğu, bundan utanmamaları
gerektiği ve çocuğa açıkça ‘bu gece dışarı çıkmamızı istemediğini biliyoruz.
Burada olmadığımız zaman korkuyorsun, fakat anne ve baba sinemaya gidiyor’ denmesi
ve ebeveynlerinde nefes alma hakkı savunuluyor. Bir yandan çok güzel geliyor
kulağa anca ben muhtemelen yine korktuğunu bile bile çocuğumu bırakmazdım. He
kendi isteği ile mesela dedesinde kalmak istedi o zaman bize kalan vakti seve
seve değerlendirebiliriz tabi.
Bölüm 7: Kıskançlık- Trajik gelenek
‘Her bir çocuğa karşı kesinlikle adil olmak isteyen
ebeveynler, genellikle kendilerini bütün çocuklarına karşı öfkeli bulurlar.
Hiçbir şey kararlı adillik kadar kendini yok edici değildir.’ ‘Çocuklar, aynı
şekilde değil, tekil olarak sevilmek isterler. Vurgu eşitliğe değil, özelliğedir.’
Bölüm 8: Çocuklarda Kaygının Bazı Kaynakları- Duygusal
Güvenlik Sağlamak
‘Bir çocuğun en büyük korkusu, ebeveynleri tarafından
sevilmemek ve terk edilmektir. Cennetin Doğusu’nda John Steinbeck’in oldukça
dramatik bir biçimde ortaya koyduğu gibi: ‘Bir çocuğun yaşayabileceği en büyük
dehşet, sevilmeme korkusudur ve reddedilmek de çocuk için cehennem korkusudur…
Reddedilmek, öfkeyi doğurur, öfke de intikam duygusunu ve intikam duygusu da
suçu yaratır… Özlem duyduğu sevgiden yoksun bırakılan bir çocuk bir kediyi
tekmeler ve suçunu gizler; bir başkası para çalar çünkü parayla kendini
sevdirebileceğini sanır; ve bir başkası da dünyayı fetheder… Ve işte böylece
daima suç ve intikam ve daha çok suç.’
Burada bahsi geçen sevilmemeyi, istismar etmek ya da terk edilmeyi
bırakıp gitmek olarak görüp, herhâlde çocuğumuzu bırakıp gitmiyoruz deyip
rahatlamak ve bu yazılanların bize uygun olmadığını düşünmeyi de tercih
edebiliriz. Ancak çocukluğumdan kalma anılarımda bazı arkadaşlarımın hayvanlara
kasti zarar verdiğini, akranlarımıza kötü davrandığını hatırlıyorum ve bu
arkadaşlarımızın toplum tarafından kabul gören aileleri vardı. O zaman sorun
neydi ki? Ebeveynleri başlarındaydı işte. Bir çocuğun sevilmemesi aynı zamanda
ona saygı duyulmaması, konuştuklarının dinlenmemesi, yok sayılması demek
olabilir. Terk edilmek de illa bırakıp gitmek değil de eğer gelmezsen seni
burada bırakırım demek olabilir.
‘Bir çocuk asla terk edilmekle tehdit edilmemelidir.’
Hastanede tedavi olması gereken bir anne markete çıkıyormuş
gibi yapıp evden çıkmamalıdır. Çocuğu anlamayacak yaşta dahi olsa ona durumu
birkaç hafta önceden anlatmalı, oyun ile canlandırmalı, çocuk başta kayıtsız
kalsa dahi, ‘anne hastanede tedavi olacak, ama seni çok özleyecek, iyileşip
geri gelecek’ diyerek oyun ile canlandırmalar yapmalı, evde olmadığı süre
içinde yalnız hissetmemesi için dinleyip rahatlaması için ses kaydını bırakmak
gibi önlemler almalıdır. Çocuk anlamaz yanılgısına kapılmamalıdır. Bu kadar
algısı açık bir canlının anlamayacağını düşünmek, görmezden gelmek gibi değil
mi sahiden.
Ebeveynler Arasındaki Anlaşmazlığa Bağlı Kaygı – İçsel
Sonuçları Olmayan İç Savaş:
‘Ebeveynler, farklılıklarını sakin bir şekilde tartışarak
aşabilir ya da tartışmayı özel zamanlara saklayabilirler. Çocukların,
ebeveynlerin sahip olduğu farklılıkların konuşabilmesi gerektiğini bilmeleri
yararlı bir durumken, ebeveynlerinin birbirlerine saldırmalarına şahit olmaları
zarar vericidir.’
‘Boşanmış ebeveynlerin çocukları için hayat, boşanmaya yol
açan sürekli tatsızlıklar olmadan da yeterince problematiktir. Çocuklar, her
iki ebeveyn tarafından da sevildikleri ve onların kendi kavgalarına
karıştırılmayacakları hususunda rahatlatılmalıdır. Boşanmadan sonra, çocuklar,
güvenli buldukları ev ortamının sonlanmasına yas tutma ve bu yeni gerçekliğe
uyum sağlama dönemine ihtiyaç duyarlar.’
Bölüm 9: Cinsiyet Ve İnsani Değerler – Önemli Bir Konuya
Hassas Bir Yaklaşım:
‘On yedi yaşındaki Charles, yatılı okulda alt sınıfındaki
bir kızla ilişkiye girdiğini anlatıyordu.
Charles: Ondan gerçekten hoşlanıyorum. Yarın onu görmeye
gideceğim.
Baba: Randevun var yani.
Charles: Onunla geçen hafta okulda karşılaştı. Önce Larry’le
buluştu fakat benden hoşlandığını hissediyorum. Ondan gerçekten hoşlanmadan
birlikte oldum. Fakat şimdi onu tanıyorum ve ondan çok hoşlanıyorum.
Baba: (Oğlunun umduğundan daha fazla açık sözlü olmasına
afallayarak): Charles, gerçekten hoşlandığın bir kızla karşılaştın. Ne kadar
heyecan verici bir şey bu!
Charles: Bütün hafta sonu beraberdik ve şimdi ondan
gerçekten çok hoşlanıyorum.
Baba: Anlaşılıyor ki, geçen hafta senin için gerçekten güzel
bir haftaydı.
Charles: Evet, müzik derslerimden ne kadar şey öğrendiğime
inanamazsın. Artık aynı kişi değilim sanki. Uzaktaki bir okulda okumak, beni
olgunlaştırdı.
Oğlunu suçlu hissettirecek ve gelecekte babasına güvenmesini
engelleyecek vaaz verme ve durumu ahlakileştirme yerine, oğlunun yeni aşkından
olan hoşnutluğuna odaklandı ve böylece onun kendini olgunlaşan bir insan olarak
görme sürecinde ona destek oldu.’
Yine bir anne kızı tarafından açıkça partide öpüşmeye izin
verilip verilmediğini sorduğunda, ne kadar yumuşak olsa da olumsuz ve
geçiştiren yanıtlar vermek yerine ‘romantik ilişkilere ilgi duyduğunu
biliyorum, fakat bu oyun senin yaşındaki biri için uygun değil. Haydi, senin ve
arkadaşlarının eğlenebileceğiniz başka bir şey düşünelim’ diyebilir.
Çıplak Vücut: Çocukların ebeveynlerinin ve karşı cinsin
vücutlarını ve cinsel organlarını merak ettikleri, mahremiyet konusunda ısrarlı
bir merakları olduğundan bahsedilmektedir. Çocukların insan vücudu hakkından
meraklı olmaları kabul edilmediler. ‘Nasıl göründüğümü görmek isteyebilirsin,
fakat duş alırken yalnız olmaktan hoşlanırım. Sorularına cevap verecek bazı
resimlere bakabiliriz.’ Bu yaklaşım, çocuğun merakına saldırmaz ve onu
engellemez; yalnızca sosyal bakımdan daha kabul edilebilir kanallara
yönlendirir. Merak, bakmak ve dokunmaktansa, kelimelerle ifade edilebilir.’
Mastürbasyon: ‘Bununla birlikte, mastürbasyon bir çocuğun
cinsel tecrübesinin doğal bir parçasıdır. Çocuklarının bu davranışı kamusal
alanlarda-arabada ya da yemek masasında yapmalarından rahatsız olan ebeveynler,
çocuğa bu zevkli aktivitenin özel olması gerektiğini hatırlatmalıdırlar. Çocuğa
aşırı tepki vermemek ya da onu utandırmamak önemlidir, yalnızca küçük bir
yönlendirme yeterlidir. ‘Bu tür dokunuşlardan hoşlanabilirsin, ama bu, senin
odanda yapılması gereken özel bir davranış.’
Kötü kelimeler: ‘Bu tip sözlerden kesinlikle hoşlanmıyorum ama
çocukların ve hatta bazı ebeveynlerin bu sözleri kullandıklarını biliyorum. Bunları
duymayı istemiyorum. Böyle şeyleri arkadaşlarına bırak,’ diyebilir. Her zamanki
gibi, çocukların isteklerini ve duygularını kabul ederiz ve saygı duyarız,
fakat davranışlarına sınırlar koyar ve onları yeniden yönlendiririz.
Bölüm 10: Özet – Ebeveynliğinize Rehberlik Edecek Dersler
‘Çocuklar, yaşadıkları şeyi öğrenirler. Çocuklar, ıslak
çimento gibidir. Onlara söylenen her şey, onlarda bir iz bırakır. Bu nedenle,
ebeveynlerin, çocuklarıyla onları kızdırmayacak, incitmeyecek, kendine olan
güvenlerini azaltmayacak ya da kendi yeterliliklerine ve değerlerine duydukları
inanç kaybetmelerine yol açmayacak bir şekilde konuşmayı öğrenmeleri gerekir.’
‘Ebeveynler, çocuğun ihtiyaçlarına ve duygularına duyarlı
olan etkili bir dili benimsediklerinde daha içten konuşurlar, kalbe hitap
ederler. Bu dil, yalnızca çocukların kendileri hakkında olumlu bir benlik imajı
geliştirmelerini sağlamaz, aynı zamanda ebeveynlerine saygılı ve düşünceli
davranmayı öğretir.’
































Yorumlar
Yorum Gönder