Anne Baba ve Çocuk Arasında Kitap Özeti/Dr.Haim G. Ginott-Dr. Alice Ginott-W.Wallace Goddard

Kitabın özetini hem kendim iyice özümsemek için hem de yoğun çalışması sebebiyle uzun okumalar yapmayan eşim için çıkarma kararı aldım. Bu kitabın benim için etkileyici olmasının birinci sebebi çocuk ebeveyn diyaloglarından oluşan örneklerin çokluğu ve her ebeveyn ve çocuk arasında geçebilecek türden (örneğin; çocuklar nasıl dünyaya gelir?) kolayca açıklanamayan konulara tatmin edici cevaplar vermesidir. Birçok sayfasında parantez içine aldığım cümleleri olan bu kitabı tüm ebeveynlere, okumalarını ve daha sonra kendi akıl süzgeçlerinden geçirerek düşünmelerini tavsiye ediyorum.

Kitapta bazı yerler var ki benim anlayışıma ve ebeveynlik tarzıma uymuyor fakat bir kitap özetinden bahsettiğim için hoşuma gitmeyen kısımlardan da bazı alıntılar paylaşmayı uygun gördüm. Genelde bana uymama sebeplerini de açıklamaya çalıştım. Mesela kitabın bir yerinde çocukların ıslak çimento gibi olduklarından ve sözcüklerimizin onlar üzerindeki etkilerinden ve dolayısıyla aslında yetişkin tecrübemizle onları sözlerle manipüle edip şekillendirebileceğimizden bahsediyor. Çocuklarımızı sırf daha tecrübeli olduğumuz için manipüle edebileceğimiz fikrini sevmedim, bu açıklamayı görmezden gelmek de istemedim. Çocuklarımızı geleceğin yetişkinleri, geleceğin sahibi olarak görmeyi tercih ediyorum. Onların şekil verilecek birer nesne ya da sürekli bilgi yüklenerek terbiye edilecek varlıklar olduğunu düşünmek bana iyi gelmiyor.

Fakat bu kitaptan çok fazla şey öğrendiğimi söylemeden geçemem. En önemlisi ‘çocuğumu seviyorum ya bu yeter’ anlayışının çok da geçerli olmadığını, kelimelerimizin çocuklarımız üzerindeki etkilerinin küçümsenmeyecek kadar önemli olduğunu, ebeveynliğin öğrenilmesi gerektiğini… Sadece okumadım, düşündüm. Ben çocukken nasıl hissettim diye kendime sordum. Düşündükçe Ulaş ile empatiyi öğrendim. Onunla ilgili şeylerin kestirip atılamayacak kadar önemli olduğunu sezdim. Benim gibi öfkenin kötü bir his olduğunu düşünmesin, öfkesini kimseyi kırıp dökmeden ifade edebilmeyi öğrensin. Bende yara yapan, ilerlememe engel olan özelliklerim onun kaderi olmasın, şu kader zincirini bir kıralım dedim kendime. Ailem mükemmel değil, hiçbirimizin ailesi ya da bizler de mükemmel değiliz. Her birimizin yaraları var. Birbirimizi anlamaya zaman ayırırsak yaralarımızın acısı hafifleyecektir.

1.Bölüm: İletişimin Şifresi

Çocuklar konuşurken kendilerini doğrudan ifade etmezler. Ebeveynlerin çocukların sözleri arkasındaki şifreyi çözmeleri için ebeveynliğin öğrenilen bir şey olduğunu bilmeleri gerek. Ülkesinde kaç çocuğun terk edildiğini merak eden, yeni cevaplarla tatmin olmayan ve ısrarla sorgulayan çocuk aslında terk edilme korkusu yaşıyor olabilir. Türkiye’de, Kenya’da, Arabistan’da vs. vs kaç çocuk terk edilmiş diye sorgulayan çocuğun sorularından sıkılıp onu terslemek, senin üzerine vazife mi! gibi kırıcı cümleler kurmak yerine direkt verilmeyen bu mesaj anlayıp terk edilmeyeceği güvencesini kendisine aktarmak gereklidir.

Kitapta anlatılan bir örneğe göre, bir çocuk annesi ile kreşin ilk gününde öğretmen ile birlikte binayı gezmektedir. Çocuk, duvardaki resimlerin çok çirkin olduğunu söyleyince, öğretmeni, ‘burada hep güzel resimler yapmak zorunda değilsin, çirkin resimler yapsan da kimse seni eleştirmez.’ demiştir. Bu oyuncağı kim kırdı diye sorunca, ‘bundan sana ne kimin kırdığının ne önemi var’ diyen annesinin aksine, öğretmeni; ‘oyuncaklar oynamak içindir, bazen kırılabilirler.’ demiştir. Günün sonunda çocuk, öğretmeninin sözcüklerin arkasındaki anlatılanı fark edebildiğinden, güven duymuş ve annesinden ayrılarak kreşte kalmayı kabul etmiştir.

Bu bölümde en çok aklımda kalan ve aklıma en çok yatan cümle; ‘ebeveynlerin çocuklarına, komşularına nasıl davranıyorsa öyle davranmaları gerekir’ cümlesi. Bu cümle üzerine epey düşündüm. Çocuğun elbette özellikle hayatının ilk birkaç yılı ebeveyninin desteğine ihtiyacı var. Ancak çocuğun ilerideki yetişkin olacağı akıldan hiç çıkarılmamalı, iletişim kurarken birey olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Bu bilinçle yetiştirilmediğimizden, ağzımızdan otomatik olarak dökülen ebeveyn cümlelerini sarf etmemenin çok kolay olmadığını bizzat yaşayarak öğreniyorum. Bir yandan ihtiyaçlarını karşıladığınız, özellikle yaşamının ilk zamanlarından sağlık dahil, kişiye özel konularda bile onun hakkında alınması gereken tüm kararları aldığınız bebeğinizin bir birey olduğunu kendimize sürekli hatırlatmamız gerekebilir. Ben de öyle yapıyorum. Uyumak için yatağa girdiğimizde bazen yarım saate yakın süre uyumak istemiyor ya da elindeki besinini çok küçük yutamaz, boğulur diyen iç sesimi bastırmaya çalışıp müdahaleci olmamaya çalışıyorum. Yani bence evet sen ne zaman, nasıl, ne kadar uyuyacağını ya da besleneceğini bilirsin mesajını şimdiden vererek, ileride bağımsız biri olma yolundayken kendi kararlarını daha rahat alması için zemin hazırladığıma inanıyorum. Bu mesajları vermek için bebeğin konuşmasını ya da yürümesini beklemeye hiç gerek olmadığını da biliyorum. Kitapta yer alan örnekte olduğu gibi şemsiyesini unutan komşumuza, senin aklın nerede? yakında kendini de unutursun! ya da neden kardeşin gibi olamıyorsun demeyiz. Komşumuza, ‘şemsiyen burada kalmış’ deriz. Bu cümlede hakaret, ima yok. Cümle sadece bir durum belirtiyor ve kimsenin incinmesine gerek kalmıyor.

Kitabın genelinde de sık sık geçen ve aklımdan çıkaramadığım diğer cümleyse ‘ebeveynler çocuklarıyla iletişimde duyguları koruyan, davranışı eleştiren dil kullanmalıdır’ oldu. Bu cümlenin daha iyi anlaşılması için kitap içerisinde bol bol örnek verilmiş. Bu sayede duyguların kabulü, çocuğu rahatlatacak ve ebeveyni ile arasındaki iletişimin ve sevginin daha güçlü olmasını sağlayacak, duygularını tanımasını öğretecektir. Üstelik duyguların kabulü yetişkinlerde de oldukça etkili değişimlere sebep olmaktadır. Kitaptaki örnekte, işi başından aşkın bir memura ‘zor bir gün, herkes ilgi bekliyor. Akşama kadar dayanmayı nasıl başarıyorsunuz?’ dendiğinde, asık suratlı halinin ortadan kalktığı ve daha yardımsever birine dönüştüğünden bahsedilmekte.


‘Çocuklar güçlü duygular içindeyken, kimseyi dinlemezler, öğüt, teselli ya da yapıcı eleştiri kabul etmezler. İçlerinden geçenleri o anda ne hissettiklerini anlamamızı isterler.’ İşin aslı kendimi düşündüğümde ya da samimi olduklarımla yaptığım sohbetlerde yetişkin olanların da ihtiyaçlarının aynı olduğunu görüyorum.

‘Bir aynadan vaaz değil, bir görüntü isteriz.’ Son zamanlarda konuyla ilgili ebeveynlerin benim gibi sık sık ‘aynalama’ kelimesini duyduğuna eminim. Nedir bu aynalama işi? Benim şimdiye kadar edindiğim bilgilerden çıkardığım kadarıyla aynalama; duyguların eleştirilmeden kabulü ve çocuğun hissetmiş olabileceği duyguların kendisine söylenmesi. Okuldan canı sıkılmış gelen çocuğa; bugün canın sıkılmış görünüyor, zor bir gün geçirmiş gibisin, bir şeyler ters gitmişe benziyor gibi cümleler, çocuğun duygusunu tanımasına yardımcı olduğu gibi zor günlerin olabileceğinin kabulüne ve ebeveyninin kendisini anladığını anlamasına yardımcı oluyor. Bir çocuk matematiğim iyi değil dediğinde, evet rakamlarla aran hiç iyi değil demek daha çok çalışırsan başarılı olursun gibi öğütler vermek işe yaramaz. Matematik zor bir ders, matematik yüzünden insan kendini aptal gibi hissediyor ya da keşke matematik gibi bir ders hiç olmasaydı tarzında duyguların anlaşıldığını ifade eden cümleler çocuğun özsaygısını yaralamaz, özgüvenini zedelemez.

İşten yorgun gelen eşime bugün ne asık suratlısın, biraz gül, ben de zor bir gün geçirdim dersem, somurtma oranının artacağına bütün akşam kötü bir güne devam edileceğine eminim. Çocuklarla konuşurken de kelimelerimizi tartmalı ve aynı özeni göstermeliyiz. Kitapta da dediği gibi ‘güçlü duygular içindeyken hiçbir şey bizi dinleyen ve anlayan biri kadar yardımcı olamaz.’ 


Başlığını çok sevdiğim kısma geldik. ‘Balıklar yüzer, kuşlar uçar, inşanlar hisseder.’ Çelişkili duyguların anlatıldığı bu kısım benim dikkatimi en çok çeken kısımlardan. Çünkü çelişkili duygular hissettiğimde yakın zamana kadar kafamda bir ses bana kızmaya başlar onu dinleyince de canım sıkılırdı.

‘İnsani gerçeklikle ilgili sofistike bir bakış açısı, sevginin olduğu yerde biraz da nefretin, hayranlığın olduğu yerde biraz da kıskançlığın, bağlılığın olduğu yerde biraz da düşmanlığın, başarının olduğu yerde biraz da endişenin bulunabileceği ihtimalini göz önüne alır. Olumlu/olumsuz, çelişkili bütün duyguların meşru olduğunun farkına varmak, büyük bir bilgelik gerektirir.’ Çoğumuz ise tam tersi bir algıyla yetiştirildik. Çoğumuza, olumsuz duyguların kötü ve onları hissetmenin utanç verici olduğu söylendi. Bu yüzden mutsuzken muyluymuş gibi davrandık. Doğrusu rol yapmak değildir. Çocukla iletişimde hakikat önerilir. Çocuk duygularının ne olduğunu bilirse daha az zihinsel karışıklık yaşayacaktır. Kitapta çocukların genelde öğretmenleri ve ebeveynlerine hem çok kızdıkları hem de onları çok sevdiklerinden, bu her iki duygunun da kabul edilmesi gerektiğinden hatta çocuk tarafından kurulan öldürme fantezilerinin bile dinlenip anlamaya çalışılması gerektiğinden bahsediliyor. Bunun yerine saçmalama, sen iyi çocuksun, iyi çocuklar öldürmekten bahsetmez demek ya da tokatla geçiştirmek faydalı değildir. Nenesinden nefret ettiğini söyleyen bir çocuğa, söylediği bizim için ne kadar kabul edilmez de olsa ona vurmayı seçmek yerine nedenini araştırmalıyız. Ninene çok kızmış görünüyorsun diye devam eder kitaptaki diyalog. Çocukta, evet çünkü kardeşime hediye getirmiş ama bana getirmemiş der. Çocuk ninesinin yanında ondan nefret ettiğini söyleyince mahcup olup aniden kızgınlaşırız belki ama nedenini sorunca da ne kadar basit bir sebepten olduğu ortaya çıkmış olur. Çocuk tüm duyguları tanımadığından, eksik tecrübesi sebebiyle yargılandığında ya da dövüldüğünde kafası karışır. Çünkü ona göre her şey normaldir. Çocuğumuzun tecrübesinin az olduğu her olaya bizim gibi bakamayacağını ve bizim desteğimize ihtiyacı olduğunu akıldan çıkarmamalıyız. Bugün öğretmenini sevdiğini, ertesi gün ondan nefret ettiğini söyleyen çocuğa, senin neyin var, seviyor musun sevmiyor musun? Daha duygularından haberin yok gibi olumsuz cümleler sarf edilmemeli, boş ve uzun nasihatler yerine empati ile duygular anlaşılıp kabul edilmeli.

Kitaptaki örnekte büyük kardeşin eve yeni gelen bebeği kıskandığı için ona zarar vermek istediğini fark eden bir anne, çocuğunu dinledikten sonra bebeğe zarar veremezsin ancak onun resmini kâğıda çizip, kâğıdı parçalara ayırabilirsin demiştir. Bebek zarar görmedi, büyük kardeşin duyguları görmezden gelinmedi, bazı duygular kötüdür mesajı yerine, her türlü duyguyu hissedebiliriz biz davranışımızdan mesulüz mesajı verildi. Eskiden olduğu gibi bazı duyguların kötü olduğu görüşü değil, yeni yaklaşımda yalnızca davranışların yargılanabileceği, duyguların yargılanamaz ya da övülemez olduğundan bahsedilmektedir. Çocukların duygularının yargılanması ya da hayal gücünün küçümsenmesi akıl sağlığına zarar vermektedir.

2.Bölüm: Kelimelerin Gücü

‘Zeki oldukları için övülen çocukların üstün konumlarını tehlikeye atmamak için sorumluluk almaya daha az yatkın olmaları alışıldık bir durumdur. Tam tersine çocuklar çabaları için övüldüğünde zor görevlerin üstesinden gelmeye daha azimli olurlar.’

İlkokulda öğretmenimiz elma ağacı çizip, her birimizin fotoğrafını bir elmanın yanına yapıştırmıştı. Belirlediği bir kitaptan belli bir süre içinde daha çok kelime okuyanın elması o gün kızartılıyordu. Okuma sırasının bende olduğu bir gün, öğretmen bir iş sebebiyle dışarıya çıktı, bende onun masasında kitabı okuyorum. Öğretmen çıkınca, sınıfta bir kargaşa oldu tabi, ben de fırsat bilip sayfayı çevirip, çevirdiğim yerden devam ettim okumaya. Öğretmenler böyle şeyleri anlar aslında ama kim bilir dışarıda ne ile uğraştı, zamanı ölçüp biçemedi belki. Velhasıl benim elmam o gün baya kızardı, uzun zamanda kıpkırmızı kaldı. Öğretmenimizin bu performans etkinliği beni hileye itmişti. Annem lisede bile arkadaşlarına en kırmızı elmanın bende olduğunu anlatırdı. Yine ilk okulda bir kurumdan gelen eğitmenler, bizi, sorulardan oluşan bir teste tabi tutup, sayısal ya da sözel zekaya sahip olup olmadığımızı ölçmek için gelmişlerdi. Bu şekilde ölçüm mümkün mü? Sonuçlar ne kadar sağlıklı vs. hala bilmiyorum. O testin sonucunda benim yüzde doksan beş sayısal zekalı olduğum çıkmış. Öğretmen bizimkileri çağırıp özel ilgiye ihtiyacım olduğunu söylemiş, ya da bizimkiler bir cümle kalabalık arasında cımbızla almak istediklerini almış. Bu durum evde biraz konuşuldu. O zamanlar akıl edemesem de ablam gibi müthiş çalışkan bir örnek önümde olmasına rağmen, bilinçli olarak neden çalışmadığımı, ailemin benim için düşündüklerini boşa çıkarmaktan korktuğum için sorumluluklardan kaçıp, ‘çalışmasa bile epey başarılı olabiliyor’ sözünün devamlılığını tercih etmişim. Şimdiki konumumdan pişman değilim, açıkçası ailemi suçlamıyorum da eminim ellerindeki imkanlar dahilinde bizim için en iyisini yapmaya çalışmışlardır. Fakat ben yukarıdaki alıntıda bahsi geçenlerin tamamını bizzat yaşadım. Ne var biliyor musunuz? Yetişkinlerin de çok akıllısın, güzelsin, ya da zekisin gibi övgülerle çok ilgilenmediğini, ciddiye almadığını ve geçiştirdiklerini fark ettim. Biz yetişkinleri de mutlu eden çabamızın takdir edilmesi. Eşim mutfağı temizlediğinde ona aferin demiyorum. ‘Mutfak mis gibi kokuyor. Teşekkür ederim diyorum.’ Kitap boyu bir çocuk için uygun cümleler bahsedildiğinde her seferinde aslında biz yetişkinlerde öyleyiz deyip durdum kendi kendime. Ve kitabın birçok kısmını aslında çocuklar için verilen örnekleri kafamda yetişkinler için uyarlayarak daha iyi anlamlandırdım.

‘En önemli kural, övgünün çocuğun karakterine ya da kişiliğine değil, çabaları ve başarılarıyla ilgili olmasıdır.’

Kitaptan alıntı örnek:

Faydalı övgü: Arabayı yıkadığın için teşekkür ederim, sanki yeniymiş gibi duruyor.

Çocuğun çıkaracağı olası sonuç: İyi bir iş yaptım, emeğim takdir edildi.

İşe yaramaz övgü: Sen bir meleksin.



Öfke İle Başa Çıkmak- Öfke İle İlgili Tavsiye Edilenler

1.Çocuklarla ilgili olarak bazen öfkelenebileceğimiz gerçeğini kabul etmeliyiz.

2.Suçluluk duymadan ya da utanmadan öfkelenme hakkına sahibiz.

3.Ne hissettiğimizi ifade etmeye hakkımız var. Öfke içeren duygularımızı çocuğun kişiliğine ya da karakterine saldırmamak şartıyla ifade edebiliriz.

Kitapta bahsi geçen örneğe göre; ‘sen …….. , yaptığında camı açıp avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum.’ Bu yaklaşım sayesinde çocuklara öfke hissetmenin utanç verici olmadığını, her duyguyu hissedebileceğini, ancak öfkeyi kazasız belasız nasıl ifade edebileceğini göstermiş oluyoruz.

3.Bölüm: Yanlış Bir Şey Yapmanın Doğru Bir Yöntemi Yoktur

Tehditler, rüşvet, vaatler, iğnelemelerin, ebeveyn çocuk iletişiminde yeri yoktur. O an işe yarar gibi görünse de uzun vadede bu yöntemler işe yaramazdır. Kardeşine oyuncak tüfekle ateş eden çocuğa, bir daha kardeşine ateş edersen ne olacağını görürsün, diyerek tehdit etmek yerine, bebeğe değil hedefe ateş et diye ilk müdahale yapılmalı, davranış devam ediyorsa, insanlara ateş edilmez diye uyarılmalı, ısrarla yapmaması gereken davranışı sürdürüyorsa oyuncak tabanca elinden alınmalıdır.

Eğer sınavı geçersen işte o zaman sana bisiklet alırız. Eğer, ….., o zaman, rüşvet cümleleri bazen çocuğun ödül almak için kasten yaramazlık yapması için teşvik edici dahi olabilir. ‘Ödüller önceden haber verilmediğinde, sürpriz olduğunda, onaylama ve takdiri temsil ettiğinde daha faydalı ve daha eğlencelidir.’

Çok yakınımda sürekli vaatlerde bulunan ancak vaatlerini pek sık gerçekleştirmeyen bir tanışım var. Vaatlerini ne sebeple yerine getiremediğinden bağımsız olarak sürekli yerine getirilmeyen sözler bende yakınımı güvenilmez olarak etiketlememe neden olmuştur. Sevsem de bir türlü güvenemem. Halbuki açıklayamadığı bir sebepten ötürü sık sık vaatlerini gerçekleştiremiyor dahi olabilir. Kitapta da belirtildiği gibi yarın lunaparka gitmek için söz verebilirsiniz ancak havanın iyi olabileceğini garanti edemeyiz. O sebeple en iyisi hiç vaatte bulunmamaktır. ‘Ebeveynler söyledikleri şeylerin gerçekliğinin altını çizmek için bir şeylere söz vermek zorunda kaldıklarında aslında herhangi bir vaat ve söz içermeyen ifadelerinin de güvenilir olmadığını itiraf etmiş olurlar.’

Öğrenmeye Ses Engeli!

İğneleme: çocuğa, sağır mısın? Kabasın! Gibi ifadeler kullanmak yaralayıcıdır. Sık sık eleştirilen çocukların, bilinçleri zedelenir. Çocuğun yaşıtları ve kendi gözündeki konumu sarsılmamalıdır. Bunu yerinde kısa ve öz ifadeler hatta bazen sessizlikle kendi sorununu çözmesi için rehber görevi görmeliyiz.

Kitaptan bir örnek: ağabeyinin kendisini ve arkadaşlarını rahat bırakmadığından yakınan bir çocuğun annesi ağabeye, ‘seçim senin, alışık olduğun azarı işitebilirsin ya da hakkındaki şikâyeti dikkate alırsın’ diyerek ortamın yumuşamasına ve istenen usluluğa kavuşur.

Bazen de tamamen sessiz kalmak çocuğun kendi sorununa yanıt aramasına ve cevap bulmasına fırsat verir. Dün gece partide olan çocuk ertesi gün bacağı ağrıdığı için okula gidemeyeceğini söylediğinde sessiz kalan annesinden sonra, partiye gidebiliyorsa okula gidebileceği sonucuna kendi kendine varmıştır.

‘Genellikle 1 kilo neşe 1 ton söze eşdeğerdir.’

Annesine ‘bir seferde doğru bir şey yap …. ‘diyen çocuğa annesi ‘seni doğurarak doğru şeyi yaptım ya’ diyerek cevap vermiş, ortamın gerilmesine neden olmadan mevcut işlere çocuğun da katılmasını sağlamıştır. Ebeveynlikte egodan da sıyrılmak gerek gibi duruyor. Sen annene ya da babana nasıl bağırırsın diyerek çıkışmanın kimseye bir faydası yoktur. 




Bölüm 4: Sorumluluk- İtaat Beklemek Yerine Değerleri Aktarmak

‘Sorumluluğu ya da sorumsuzluğu daha çok belirli durumlarda görürüz: çocuğumuzun dağınık odasında, geç haber verilen veli toplantısında, gelişigüzel yapılan ödevinde, isteksiz piyano çalışmasında, asık suratlı itaatsizliğinde ya da kötü davranışlarında. Çocuklar kibar olabilseler de kendilerini ve odalarını temiz tutabilseler de vazifesini tam olarak yerine getirebilseler de hala sorumsuz kararlar alabilirler. Bu, özellikle, ne yapacağı sürekli söylenen ve dolayısıyla, seçim yapma ve ahlaki standartlarını geliştirme fırsatı çok az olan çocuklar için geçerlidir. Diğer yandan, karar vermelerine fırsat tanınan çocuklar, psikolojik bakımdan kendine güvenen, kendini tamamlayacak bir eş ve iş seçebilecek şekilde büyüyüp gelişirler.’

‘Değerler doğrudan öğretilemez. Değerler yalnızca, özdeşleşmeyle, sevilen ve saygı duyulan kişilerin model alınmasıyla benimsenir ve çocuğun bir parçası haline gelir.’

‘Çocukların ne yaşıyorlarsa onu öğrendikleri gerçeğinden hiçbir kaçış yolu yoktur. Eğer çocuklar eleştiriyle yaşıyorlarsa, sorumluluğu öğrenemezler. Kendilerini kınamayı ve başkalarının kusurlarını bulmayı öğrenirler. Kendi yargılarından kuşkulanmayı, kendi yeteneklerini küçük görmeyi ve başkalarının niyetlerinden şüphe etmeyi öğrenirler. Dahası, her zaman yaklaşan bir felaketin asla bitmeyen beklentisi ile yaşamayı öğrenirler.’

‘Çocuklara onlarda bir sorun olduğunu hissettirmenin en kolay yolu onları eleştirmektir.’


İfade Etme Ve Seçme Hakkı

Bu başlık altında belirtilenler her aile için farklılık gösteriyor bana kalırsa. Bazı cümlelerde, bu yapılmalı ya da yapılamamalı gibi kesin ifadeler görüyorum ki bu tarz kitaplar ne kadar ‘bu kitap bir reçete değildir, bilgileri kendiniz için uyarlayınız’ dese de kısmen kesin dil kullanılır. Her bir ailenin ve her bir aile ferdinin kendi dinamikleri var bana kalırsa ve neyin yapılıp yapılmayacağı, nelerin serbest kalacağı, o ailedeki bireylerin karakterine göre oldukça farklılık gösterecektir. Bu itirazım dile yönelikti.

‘Tamamen çocuğun sorumluluk alanında olan konular vardır. Bu tür konularda çocuğun bir seçme hakkı olmalıdır. Bununla birlikte, yalnızca bizim sorumluluk alanımızda kalan ancak çocuğun mutluluğunu etkileyecek konular vardır. Bu tür konularda çocuğu seçme değil, fikrini ifade etme hakkı olabilir.’

Yiyecek: küçük bir çocuğa kahvaltıda ne istiyorsun diye sorulmaz. Yumurtanı haşlanmış mı omlet olarak mı istersin? Kızarmış ekmek mi yoksa tost mu istersin, portakal suyu mu süt mü istersin diye sorulur. Yemek yeme çocuğun sorumluluk alanındadır. Çocuklardaki yeme problemleri genellikle onların damak tadıyla çok fazla ilgilenen, en faydalı yiyeceklerin sebzeler olduğunu söyleyen, sebze yemek için çocuklarını zorlayan ebeveynler tarafından yaratılır.

Giysiler: ‘Mağazadan birkaç örnek seçeriz, seçtiklerimizin hepsinin fiyatı bizim için kabul edilebilir olmalıdır. Çocuk, bunların arasından giymek istediğini seçer. Böylece altı yaşındaki bir çocuk bile kıyafetlerini ebeveyninin ayırmış oldukları arasından seçebilir.’



Harçlık: ‘Harçlık iyi davranışa karşılık bir ödül ya da gündelik işlerin bir bedeli olarak kullanılmamalıdır. Harçlık, farklı bir amacı olan eğitici bir araçtır. Seçimler yaparak ve sorumluluklar yüklenerek parayı kullanma tecrübesi kazanmak. Bu nedenle, harçlığın denetimi, onun amacını ortadan kaldıracaktır.’

Bazı çocuklar bütçelerini iyi idare edemezler, ya da kötüye kullanırlar. Çocukla bu konuda konuşulmalı, gereksiz harcamalar tekrarlandığında harçlığın bölünerek çocuğa haftada iki ya da üç kez verilmesi sağlanabilir. Harçlık öfke anlarında esirgenmemeli ya da mutluluk anlarında keyfi olarak arttırılmamalıdır. Bugün çok uslu durdun diye harçlık miktarını artırmak çocuğu rahatsız eder ve ben bir şey karşılığında iyi olmuyorum diye düşünmesine sebep olur.

Evcil hayvanların bakımı: Bir çocuk evcil hayvana bakacağına söz verebilir ancak bu yapabileceğine dair bir delil değildir. Çocuk evcil hayvanın sorumluluğunun ebeveynde olduğunu varsayar. Daha sonra gereksiz tartışmaları önlemek için ebeveynlerin evcil hayvanların sorumluluğunun kendilerine ait olduğunu bilmeleri en iyisidir.

Müzik Dersleri: ‘Bir müzik enstrümanını çalma yeteneğini kazanmak için, çocuk hatalarından dolayı eleştirilmeden, çabasının takdir edilmesine ihtiyaç duyar. Hatalar, düzeltmek içindir, çocuğun yeteneğine saldırma nedeni değildir.’ Enstrüman öğrenirken bak ne kadar kolay sen de yapabilirsin demek çocuğun basit bir şeyi bile yapamıyorum, yeteneksizim, ailemin benden beklentilerini boşa çıkaracağım gibi sonuçlar çıkarmasına neden olur. En iyisi keman çalan bir çocuğa, keman çalmak çok zor bir iştir, ona rağmen sen çok iyi bir iş çıkarıyorsun demek faydalı olandır. ‘Bir çocuk tavsiye, övgü ya da basmakalıp ani çözümlerden çok, zorlukların samimi bir şekilde anlaşılmasından cesaret alır.’

Ebeveyn ve öğretmen görüşmeleri: En iyisi öğretmenin söylediklerini bir kâğıda not etmek ve bunu çocuğa göstermektir. Notlar, geçmiş hatalardan ziyade, gelişmeye odaklanmayı, suçlamalardan kaçınmayı, yönlendirme ve umudu sağlar. 



Bölüm 5: Disiplin- Ceza Yerine Etkili Alternatifler Bulmak

‘Bayan Williams, bir okulda suçlu çocuklara ilk dersini verecekti ve çok endişeliydi. Hızla masasına doğru yürürken, tökezledi ve düştü. Sınıf kahkahalarla güldü. Ona güldükleri için öğrencileri cezalandırmak yerine, Bayan Williams yavaşça kalktı, doğruldu ve ‘bu benim size vereceğim ilk ders: bir kişi yere düşebilir ve tekrar ayağa kalkabilir’ dedi. Sessizlik. Mesaj alınmıştı.’

‘Hiçbir çocuk, cezalandırıldıktan sonra, kendi kendine, ‘artık daha iyi davranacağım. Bana bu cezayı veren yetişkini memnun etmek için daha sorumlu, daha yardımsever olacağım’ demez.’

‘Cezalandırma, kötü davranışı önlemez. Cezalandırma, suçluyu kaçma hususunda daha becerikli hale getirir. Çocuklar cezalandırıldıklarında, daha itaatkâr ya da sorumlu olmaya değil, daha dikkatli olmaya karar verirler.’

‘Çocukları disipline etmede bizim yaklaşımımız ile eski nesillerin yaklaşımı arasındaki farklılık nedir? Bizim kararsızlıkla yaptığımız şeyi, ebeveynlerimiz ve büyükanne, büyükbabalarımız otoriteyle yaparlardı. Hatalıyken bile emin bir şekilde davranırlardı. Biz ise haklı ve doğru olduğumuzda bile, şüpheyle hareket ediyoruz. Çocuklarla ilgili olarak kararsızlığımız nereden kaynaklanır? Çocuk psikologları, mutsuz bir çocukluğun bedeli çok ağır olan sonuçları hakkında bizi uyardılar ve biz, çocuklarımızın hayatına zarar verebileceğimizden son derece endişeliyiz.

‘Davranışları sınırlarız; istekleri ya da duyguları ise sınırlamayız.’ İçinde ne olduğunu merak ettiği için kedinin kuyruğunu kesmek isteyen çocuğun bilimsel merakını ebeveyni kabul etse de ‘kuyruğun içinde ne olduğunu merak ettiğini biliyorum, fakat o kuyruk yerinde durmalı. Haydi, belki içinde ne olduğunu sana gösterecek bir resim bulabiliriz’ diyerek davranışı kesin bir şekilde sınırlandırmıştır.

Koşma, doğru otur, iki ayağın varken neden tek ayağın üzerine duruyorsun…. ‘Çocukların motor aktiviteleri, gereğinden fazla sınırlanmamalıdır. Hem zihinsel hem de fiziksel sağlık için, çocukların koşması, zıplaması, tırmanması, atlaması vs. gerekir. Mobilyalarınızı korumaya çalışmanız anlaşılabilirdir, fakat bu çocukların sağlığına duyulan ilginin yerine geçmemelidir. Küçük çocuklarda fiziksel aktivitenin engellenmesi, saldırganlıkla ifade edilebilen duygusal gerilime neden olur.’

Çocuk ifade edilmiş bir sınırlamayı ihlal ettiğinde ne yapılmalıdır? Kavgacı olmamalı, ebeveynler, gereksiz uzun konuşmalar yaparak güçlü oldukları izlenimini vermeleri gereken zamanda zayıf oldukları izlenimini yaratmamalıdır. Parktan ayrılmak istemeyen çocukla zıtlaşmak yerine, ‘seni anlıyorum mümkün olsa günlerce burada kalmak isterdin’ demek hala etki etmiyorsa elinden tutup parktan almak daha faydalıdır. ‘Küçük çocuklara karşı eylem, genellikle kelimelerden daha yüksek sesle konuşur.’

Çocukların ebeveynlerine vurmalarına asla izin verilmemelidir. Bunun yanında çocuğa vurduktan sonra onun da kardeşine vurmasını engellemeye çalışmak çocuk tarafından anlaşılır olmayacaktır. ‘Jill büyük bir adamın küçük bir kıza vurmasına izin verilirken, küçük bir kızın kendinden daha büyük birisine vurmasının neden yasak olduğunu anlayamamıştı. Bu olay, Jill’e yalnızca kendinden daha küçük birine vurabileceği ve bu durumun yanına kar kalacağı izlenimini vermiştir.’

Bölüm 6: Olumlu Ebeveynlik- Çocuğun Hayatında Bir Gün

İyi bir başlangıç yapmak: ‘Ebeveynler, okul çağındaki çocuklarını her sabah kaldıran kişi olmamalıdır.’ Çalar saat anne ya da baba olmak yerine çocuğa bir çalar saat hediye etmek sorumluluk kazandırmanın ve işi sessiz sedasız her sabah yaşanmak zorunda olmayan sinir harplerine gerek kalmadan halledilmesini sağlar. ‘Sabahları erken kalkmayan bir çocuğa, tembel, aksi denmemelidir. Sabahları canlı ve neşeli olmakta zorlanan çocuklarla alay edilmemelidir. Onlarla savaşmak yerine, en iyisi biraz daha uyumak ya da gündüz rüyaları için on altın dakika vermek daha uygundur. Bu, çalar saat daha erken çalmaya kurularak başarılabilir. İfadelerimiz, empati ve anlayışı içermelidir. Örnek cevap: ‘uykuya devam edip rüyalara dalmak ne zevklidir.’ Çocukların sağlıkları hakkında ki endişeyi ifade eden, niçin hala yataktasın? Hasta mısın? gibi detaycı sorular çocuğa ilgiyi kabul etmesi için hasta olmanın yolunu gösterir.

Programların Zalimliği – Telaş Saati: ‘Çocuklar acele ettirildiklerinde, daha çok zaman kaybederler.’ Acele et demek yerine; okul servisi on dakikada burada olacak, arkadaşın on beş dakika içinde burada olacak demek ya da uygun zaman varsa hemen hazırlanırsan, okul için evden çıkana kadar çizgi film seyredebilirsin, diyebiliriz.

Kahvaltı-Vicdansız Yiyecekler: Kahvaltı saatlerinde hem ebeveynler hem çocuklar yeni uyanmış olmanın haliyle asık suratlı olurlar. Çocuklar daha şikayetçi ve tatminsiz olabilir. Çocuklara empatiyle yaklaşılmalıdır. Kendi yumurtasını hazırlayan ve birini düşürüp kıran oğluna babası sakarsın, daha dikkatli olsana gibi olumsuz ifadeler kullanmak yerine ‘çok acele kalktın, kendine bir güzel yumurta haşladın ama biri yere düştü’ demelidir.

Şikayetler-Hayal Kırıklığını Ele Almak: ‘Ebeveynlerin çocuğun şikayetlerine, bu şikayetleri kabul ederek, karşılık vermeyi öğrenmeleri gerekir.

Örnek:

Çocuk: Daima geç kalıyorsun.

Ebeveyn: Beni beklemekten hoşlanmıyorsun.

Olumsuz karşılık: sen hiç geç kalmıyor musun? Daima beni beklettiğini hatırlamak istemiyorsun.

Giyinmek – Kıyafetler Savaşı: ‘Oğlumun ayakkabılarının bağcıklarının bağlı olmadığını gördüğümde, onları bağlamak istiyorum. Bağlaması için zorlamalı mıyım ya da öyle kalmasına izin vermeli miyiz bilmek istiyorum. Onun mutlu olması için, ona sorumluluğu öğretmemeli miyiz?’ Soruna cevap olarak kitapta; ‘en iyisi sorumluluğu öğrenme ile ayakkabıları bağlamayı ilişkilendirmemektir. Çocuğa bir çift bağcıksız ayakkabı alarak ya da küçük bir çocuğun bağcıklarını yorum yapmadan bağlayarak tartışmadan kaçınmak daha faydalı olacaktır. Yaşıtları başka şekilde yapmadıkça, çocuğun er ya da geç ayakkabılarının bağcıklarını bağlı tutmayı öğreneceğinden emin olabilirsiniz.

Çocuklar pahalı kıyafetlerle, okula ya da oynamaya gönderilmemelidir. ‘Çocuklar kıyafetlerini temiz tutmaya çalışmak zorunda değildir.’

Okula Gitmek – Yardım Etmek Nutuk Çekmekten Daha İyidir: Okula giderken çocuğun bir şeylerini evde unutması olasıdır. Onu eleştirmek ya da azarlamak yerine, kalemin ya da kitabın burada demek daha uygundur. Ya da saat ikide görüşürüz ifadesi okuldan sonra sokaklarda başıboş gezme ifadesinden daha eğiticidir.

Okuldan Dönüş – Sıcak Bir Karşılama:

Okuldan dönen çocuğa okul nasıldı demek yerine, onu anlayan empati içeren, ‘bahse girerim çıkış saatini beklemekte zorlandın, zor bir gün geçirmiş gibi görünüyorsun’ gibi ifadeler dertlerinin anlaşıldığını hissettirecektir. Çalışan ebeveynlerin olduğu evde, çocuk okuldan gelince karşılanamıyorsa, ona bırakılan bir not ya da e posta yalnızlık hissini hafifletecektir.

Eve Dönüş- Günün Sonunda Yeniden Bir Araya Gelmek: ‘Çocukluk yıllarının başından itibaren, çocukların, ebeveynleri işten eve döndüğünde, kısa bir sessizlik ve rahatlık dönemine ihtiyaç duyduklarını öğrenmeleri gerekir. ‘ ‘Kısa bir soru yok dönemi, aile hayatının niteliğinde epey olumlu katkısı olan yatıştırıcı bir ortam yaratır.’ Diğer yandan akşam yemeği ise sohbet zamanıdır.

Yatma Zamanı – Savaş ya da Barış: ‘Okul öncesi çocuklar, annelerinin ya da babalarının onları sıkıştırmalarını isterler. Her bir çocukla ayrı ayrı samimi bir sohbet için, yatma zamanından yararlanılabilir. O zaman çocuklar, yatma zamanının gelmesini iple çekerler. Onlar, anneleri ya da babalarıyla birlikte ‘’yalnız kalma zamanına’’ sahip olmaktan hoşlanırlar. Ebeveyn dikkatli bir şekilde dinlerse, bu zaman diliminde çocuk korkularını, umutlarını ve arzularını paylaşmayı öğrenir. Bu samimi ilişkiler, çocukların kaygılarını azaltır ve huzurlu bir şekilde uyumalarını sağlar.’

‘Yataktan çıkıp salona, anne ve babasının yanına gelen çocuğa, ‘’ bizimle daha uzun süre birlikte olmak istediğini biliyorum. Fakat şimdi anne ve babanın birlikte olma zamanı ya da yanında daha fazla kalabilseydim ne hoş olurdu, fakat şimdi uyumak için hazırlanma zamanı.’ denmelidir. Çocuk salona geldikten sonra ben onu odasına yalnız gönderemem aslında. Bu cümleye çok katılmıyorum. Böyle bir durumda sanırım ben daha fazla iletişime ihtiyacı olduğunu düşünüp onunla tekrar odaya dönerim. Uyuyana kadar da yanında kalmayı seçerim. O vakit içerisinde de yatakta yapılabilecek uykusunu kaçırmayacak her türlü etkinliği kabul ederim.

Ebeveynin Ayrıcalığı – Eğlence İzin Gerektirmez: Bu başlıkta da ebeveynlerin baş başa vakit geçirme hakkının olduğu, bundan utanmamaları gerektiği ve çocuğa açıkça ‘bu gece dışarı çıkmamızı istemediğini biliyoruz. Burada olmadığımız zaman korkuyorsun, fakat anne ve baba sinemaya gidiyor’ denmesi ve ebeveynlerinde nefes alma hakkı savunuluyor. Bir yandan çok güzel geliyor kulağa anca ben muhtemelen yine korktuğunu bile bile çocuğumu bırakmazdım. He kendi isteği ile mesela dedesinde kalmak istedi o zaman bize kalan vakti seve seve değerlendirebiliriz tabi. 




Bölüm 7: Kıskançlık- Trajik gelenek



‘Her bir çocuğa karşı kesinlikle adil olmak isteyen ebeveynler, genellikle kendilerini bütün çocuklarına karşı öfkeli bulurlar. Hiçbir şey kararlı adillik kadar kendini yok edici değildir.’ ‘Çocuklar, aynı şekilde değil, tekil olarak sevilmek isterler. Vurgu eşitliğe değil, özelliğedir.’

Bölüm 8: Çocuklarda Kaygının Bazı Kaynakları- Duygusal Güvenlik Sağlamak

‘Bir çocuğun en büyük korkusu, ebeveynleri tarafından sevilmemek ve terk edilmektir. Cennetin Doğusu’nda John Steinbeck’in oldukça dramatik bir biçimde ortaya koyduğu gibi: ‘Bir çocuğun yaşayabileceği en büyük dehşet, sevilmeme korkusudur ve reddedilmek de çocuk için cehennem korkusudur… Reddedilmek, öfkeyi doğurur, öfke de intikam duygusunu ve intikam duygusu da suçu yaratır… Özlem duyduğu sevgiden yoksun bırakılan bir çocuk bir kediyi tekmeler ve suçunu gizler; bir başkası para çalar çünkü parayla kendini sevdirebileceğini sanır; ve bir başkası da dünyayı fetheder… Ve işte böylece daima suç ve intikam ve daha çok suç.’

Burada bahsi geçen sevilmemeyi, istismar etmek ya da terk edilmeyi bırakıp gitmek olarak görüp, herhâlde çocuğumuzu bırakıp gitmiyoruz deyip rahatlamak ve bu yazılanların bize uygun olmadığını düşünmeyi de tercih edebiliriz. Ancak çocukluğumdan kalma anılarımda bazı arkadaşlarımın hayvanlara kasti zarar verdiğini, akranlarımıza kötü davrandığını hatırlıyorum ve bu arkadaşlarımızın toplum tarafından kabul gören aileleri vardı. O zaman sorun neydi ki? Ebeveynleri başlarındaydı işte. Bir çocuğun sevilmemesi aynı zamanda ona saygı duyulmaması, konuştuklarının dinlenmemesi, yok sayılması demek olabilir. Terk edilmek de illa bırakıp gitmek değil de eğer gelmezsen seni burada bırakırım demek olabilir.

‘Bir çocuk asla terk edilmekle tehdit edilmemelidir.’

Hastanede tedavi olması gereken bir anne markete çıkıyormuş gibi yapıp evden çıkmamalıdır. Çocuğu anlamayacak yaşta dahi olsa ona durumu birkaç hafta önceden anlatmalı, oyun ile canlandırmalı, çocuk başta kayıtsız kalsa dahi, ‘anne hastanede tedavi olacak, ama seni çok özleyecek, iyileşip geri gelecek’ diyerek oyun ile canlandırmalar yapmalı, evde olmadığı süre içinde yalnız hissetmemesi için dinleyip rahatlaması için ses kaydını bırakmak gibi önlemler almalıdır. Çocuk anlamaz yanılgısına kapılmamalıdır. Bu kadar algısı açık bir canlının anlamayacağını düşünmek, görmezden gelmek gibi değil mi sahiden. 


Ebeveynler Arasındaki Anlaşmazlığa Bağlı Kaygı – İçsel Sonuçları Olmayan İç Savaş:

‘Ebeveynler, farklılıklarını sakin bir şekilde tartışarak aşabilir ya da tartışmayı özel zamanlara saklayabilirler. Çocukların, ebeveynlerin sahip olduğu farklılıkların konuşabilmesi gerektiğini bilmeleri yararlı bir durumken, ebeveynlerinin birbirlerine saldırmalarına şahit olmaları zarar vericidir.’

‘Boşanmış ebeveynlerin çocukları için hayat, boşanmaya yol açan sürekli tatsızlıklar olmadan da yeterince problematiktir. Çocuklar, her iki ebeveyn tarafından da sevildikleri ve onların kendi kavgalarına karıştırılmayacakları hususunda rahatlatılmalıdır. Boşanmadan sonra, çocuklar, güvenli buldukları ev ortamının sonlanmasına yas tutma ve bu yeni gerçekliğe uyum sağlama dönemine ihtiyaç duyarlar.’




Bölüm 9: Cinsiyet Ve İnsani Değerler – Önemli Bir Konuya Hassas Bir Yaklaşım:

‘On yedi yaşındaki Charles, yatılı okulda alt sınıfındaki bir kızla ilişkiye girdiğini anlatıyordu.

Charles: Ondan gerçekten hoşlanıyorum. Yarın onu görmeye gideceğim.

Baba: Randevun var yani.

Charles: Onunla geçen hafta okulda karşılaştı. Önce Larry’le buluştu fakat benden hoşlandığını hissediyorum. Ondan gerçekten hoşlanmadan birlikte oldum. Fakat şimdi onu tanıyorum ve ondan çok hoşlanıyorum.

Baba: (Oğlunun umduğundan daha fazla açık sözlü olmasına afallayarak): Charles, gerçekten hoşlandığın bir kızla karşılaştın. Ne kadar heyecan verici bir şey bu!

Charles: Bütün hafta sonu beraberdik ve şimdi ondan gerçekten çok hoşlanıyorum.

Baba: Anlaşılıyor ki, geçen hafta senin için gerçekten güzel bir haftaydı.

Charles: Evet, müzik derslerimden ne kadar şey öğrendiğime inanamazsın. Artık aynı kişi değilim sanki. Uzaktaki bir okulda okumak, beni olgunlaştırdı.

Oğlunu suçlu hissettirecek ve gelecekte babasına güvenmesini engelleyecek vaaz verme ve durumu ahlakileştirme yerine, oğlunun yeni aşkından olan hoşnutluğuna odaklandı ve böylece onun kendini olgunlaşan bir insan olarak görme sürecinde ona destek oldu.’

Yine bir anne kızı tarafından açıkça partide öpüşmeye izin verilip verilmediğini sorduğunda, ne kadar yumuşak olsa da olumsuz ve geçiştiren yanıtlar vermek yerine ‘romantik ilişkilere ilgi duyduğunu biliyorum, fakat bu oyun senin yaşındaki biri için uygun değil. Haydi, senin ve arkadaşlarının eğlenebileceğiniz başka bir şey düşünelim’ diyebilir.





Çıplak Vücut: Çocukların ebeveynlerinin ve karşı cinsin vücutlarını ve cinsel organlarını merak ettikleri, mahremiyet konusunda ısrarlı bir merakları olduğundan bahsedilmektedir. Çocukların insan vücudu hakkından meraklı olmaları kabul edilmediler. ‘Nasıl göründüğümü görmek isteyebilirsin, fakat duş alırken yalnız olmaktan hoşlanırım. Sorularına cevap verecek bazı resimlere bakabiliriz.’ Bu yaklaşım, çocuğun merakına saldırmaz ve onu engellemez; yalnızca sosyal bakımdan daha kabul edilebilir kanallara yönlendirir. Merak, bakmak ve dokunmaktansa, kelimelerle ifade edilebilir.’

Mastürbasyon: ‘Bununla birlikte, mastürbasyon bir çocuğun cinsel tecrübesinin doğal bir parçasıdır. Çocuklarının bu davranışı kamusal alanlarda-arabada ya da yemek masasında yapmalarından rahatsız olan ebeveynler, çocuğa bu zevkli aktivitenin özel olması gerektiğini hatırlatmalıdırlar. Çocuğa aşırı tepki vermemek ya da onu utandırmamak önemlidir, yalnızca küçük bir yönlendirme yeterlidir. ‘Bu tür dokunuşlardan hoşlanabilirsin, ama bu, senin odanda yapılması gereken özel bir davranış.’

Kötü kelimeler: ‘Bu tip sözlerden kesinlikle hoşlanmıyorum ama çocukların ve hatta bazı ebeveynlerin bu sözleri kullandıklarını biliyorum. Bunları duymayı istemiyorum. Böyle şeyleri arkadaşlarına bırak,’ diyebilir. Her zamanki gibi, çocukların isteklerini ve duygularını kabul ederiz ve saygı duyarız, fakat davranışlarına sınırlar koyar ve onları yeniden yönlendiririz.

Bölüm 10: Özet – Ebeveynliğinize Rehberlik Edecek Dersler

‘Çocuklar, yaşadıkları şeyi öğrenirler. Çocuklar, ıslak çimento gibidir. Onlara söylenen her şey, onlarda bir iz bırakır. Bu nedenle, ebeveynlerin, çocuklarıyla onları kızdırmayacak, incitmeyecek, kendine olan güvenlerini azaltmayacak ya da kendi yeterliliklerine ve değerlerine duydukları inanç kaybetmelerine yol açmayacak bir şekilde konuşmayı öğrenmeleri gerekir.’

‘Ebeveynler, çocuğun ihtiyaçlarına ve duygularına duyarlı olan etkili bir dili benimsediklerinde daha içten konuşurlar, kalbe hitap ederler. Bu dil, yalnızca çocukların kendileri hakkında olumlu bir benlik imajı geliştirmelerini sağlamaz, aynı zamanda ebeveynlerine saygılı ve düşünceli davranmayı öğretir.’ 






















Yorumlar

Popüler Yayınlar